ZAZALARIN KENDİNİ ADLANDIRMALARI ÜZERİNE KISA BİR DENEME 1 Xıdır EREN

0
846 views

ZAZALARIN KENDİNİ ADLANDIRMALARI ÜZERİNE KISA BİR DENEME

Xıdır EREN  

Eğitim ve kamu sektöründe yoğun bir biçimde karşılaştığı Türk asimilasyonu ile farklı eksenlerden gelen Kürt asimilasyonu girişimlerine olduğu kadar , birbirlerine karşı da farklı duruşlara sahip olan (Werner Eberhard 2017:77) Zaza halkının kendini adlandırmasını anlayıp anlamlandırabilmek için, en az üç ana diyalekt ve dinsel/mezhepsel bölünme ile bulundukları coğrafyada etrafını kuşatan inanç grupları ve/veya halkları tarihsel bir seyir içerisinde göz önünde bulundurmamız gerekir.

Zaza toplumuna baktığımızda ana bölünme Kuzey ve Güney/Merkez  arasında Alevi-Suni olarak öne çıkar. Merkez/Güney de kendi içinde Hanefi ve Şafi olarak bölümlenir. Zaza toplumundaki bu bölünmüşlük sadece inanç temelli olarak değil, aynı zamanda dil temelli olarak da (Dımılki, Zazaki, Kırmancki, Kırdki, Zonê Ma) karşımıza çıkar.

Burada “Dımıli” terimi endoterm bir içeriğe sahip olup, çoğunlukla Güney Grubu’nda kullanılır. Aynı şekilde “Kırmanc” terimi sadece Kuzey Grubu’nun, “Kırd” terimi de sadece Merkez Grubu’nun bir kısmında kullanılmaktadır.  “Zaza” terimine ise her üç kısımda da rastlanıldığı görülmektedir. Tarihsel seyir içerisinde de bakıldığında, 1330’ lu yıllara ait olduğu belirtilen Kureş Seceresi’nde Zaza denilen bir sosyal birimden (Selcan 1998:119),  1650’li yıllarda Evliya Çelebi’de yine Bingöl bölgesinde bir başka sosyal birimden ve 1744’te N. Sakaoğlu Sivas bölgesinde küçük ölçekli başka bir sosyal birimden “Zaza” olarak bahsetmektedir. İngiltere’nin Erzurum Konsolosu J.G.Taylor, 1866 yılında bunu doğrulamaktadır. (1868:304)

Kuzey Grubu, batıdan doğuya doğru kendini “Zaza”, “Kırmanc”, “Elevi (Şarê Ma)” ve tekrar “Zaza” terimleriyle adlandırmaktadır. En batıda Sivas Qerebel bölgesi (Zara, Hafik, Ulaş, Kangal, Divriği) bulunur. Bu bölgede bulunan Zazalar (İç Dêsimden göç etmişlerdir). Alevi inancından olduğu gibi çevreleri de Alevi Türkmen ve Alevi Kurmançlarla çevrilidir. Alevi Türklerin kendilerini Türk, Alevi Kurmançların kendilerini Kürt, Alevi Zazaların da kendilerini Zaza olarak tanımladıklarını görürüz. Buradaki toplumsal grupları birbirinden ayıracak ve onlara aidiyet kazandıracak olanın “etnik” temelli tanımlama olduğu aşikardır. Bölge Zazaları, Türk ve Kürtler ile kendi aralarına hep bir mesafe koymuş, dahası kendisine “Kurmanç” ya da “Türk” denmesinden hiç hazzetmemiştir. Kendi için “Zaza”, dili için de “Zazaki” terimini kullanmıştır.

İç Dêsim diye adlandırılan Mamiki ve Erzincan’dan oluşan bölge batıdan ve kuzeyden Suni (Hanefi) Türklerle, doğudan ve güneyden ise kendiyle aynı dili konuşan Sunilerle (şafi) çevrilidir. Kendiyle aynı dili konuşan bu Şafi grup içeride kendine “Zaza” ya da “Kırd” dese de özellikle dışa karşı kendine  hepten “Zaza” demektedir. İç Dêsim’deki Alevi grup, kendi dilinde sunilere “Tırk” ( “Suni” denilen bu kesimin ait olduğu Hanefi mezhebi onun için çok bir anlam taşımaz. Onun için önemli olan bu Tırk dediği Suni kesimin Osmanlı’dan beri devletin ait olduğu inanç grubunu temsil etmesidir. Bölgede ve Dünya’da İslamiyet’in temsilcisi olan Osmanlı’nın inancını temsil eden bu Suniliktir ve o TIRK’tır), Şafilere  de “Zaza” der. Ve Şafilik ile Sunilik dediği Hanefiliği bir ve aynı olarak değerlendirmez. Biri devleti temsil ederken öteki muhalif ve daha çok Arabı temsil edendir. Ve bu Arabı temsil edeni kendi için daha büyük bir tehdit olarak görür. Bu bağlamda kendini hem Tırk’tan  (Suni/Hanefi’den) hem de Zaza’dan (Şafi’den) ayırmak için “etnik” değil “inanç” temelli bir aidiyet belirlemesine ihtiyaç duyar. Muhtemeldir ki bu ihtiyaç son birkaç yüzyılın eseridir. İç Dêsim Ovacık Kuşluca Köyü’nden 1850’li yıllarda göçüp Sivas Divriği’ye yerleşenler kendilerini Kırmanc, dillerini Kırmancki olarak değil; kendilerini Zaza, dillerini de Zazaki olarak belirtirlerken, aynı ilçenin Kedage köyünden Erzincan’ın yakınlarında kendilerine köy kuranlar, köylerine Zaza adı vermişlerdir. Yine, daha önceki yıllarda Mazgirt’ten göçüp Ardahan’a giden Lolan aşireti mensupları da kendilerini Zaza, dillerini Zazaki olarak nitelemekteler.  Dahası, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ruslarla harbe katılan kimi Dêsimli yaşlılarla yapılan röportajlarda da (Hayri Dalkılıç’ın 1991 yılında Bava Aliyê Puli ile söyleşisi), kendilerini Zaza olarak adlandıranlara rastlamaktayız. Ancak, son yüzyıllarda bir daralma ve kuşatma yaşayan iç Dêsim, yukarıdaki satırlarda belirtildiği üzere, kendini Şafi inancından ayırma ihtiyacından dolayı, kendine “Kırmanc” diline de “Kırmancki” terimini uygun bulmuştur. Onun nezdinde, onun dili inancının sembolü olan “Xızır”ın dilidir.  Kendi içerisinde Kırdaşki ve Tırki konuşanların bir kısmı Alevi, bir kısmı da Suni’dir. Bunlardan Suni olanları ötekidir. Adı da “Tırk”tır.  Alevi olanları ise kendindendir ve “Kırmanc” dır. İster Türk, İster Kürt olsun, eğer Alevi ise o, O’nun gibi mağdur ve Kırmanc’dır. Ona yapılan zulmü kendine yapılmış olarak algılar. Dahası imkanı olursa yardım etmekten imtina etmez. Qoçgiri hadisesinde, hemen yanı başlarındaki Alevi Qerebel bölgesi Zazaları kılını kıpırdatmazken, Ovacık aşiretlerinin Qoçgirililerin yardımına koşması bu inançsal kimliğin öne çıkmasıyla alakalıdır..

Hınıs, Tekman, Varto hattındaki bölge, içlerinde Kurmanci konuşan Şadili aşiretleri mensupları (Alevi) bulunsa da çoğunlukla suni Kurmançlarla çevirilidir. Bu nedenledir ki, Dêsimlinin “Tırk” dediği Suni’yi, bu bölge Zazaları “Kurmanç” olarak adlandırır. Onun dilinde ve algısında Suni “Kurmanç” tır. Kendine “Elevi/Şarê Ma” diline de “Zonê Ma” der. Dêsimli gibi bu bölge Zazaları da aidiyetlerini inanç temelinde belirlemiş olsalar da, Kurmanci konuşan Şadili aşireti mensupları için “i ma ra niyê/onlar bizden değil” demekte, çevrelerini çoğunlukla Suni Kurmançların çevirmiş olmalarından dolayıdır ki; Dêsimlinin kendine “Kırmanc” demesini bir türlü anlamlandıramaz, yadırgar.

Ardahan bölgesindeki Zazaların çevreleri çeşitli Türk boylarıyla ve Kurmançlarla (Kürtlerle) çevirilidir. Yine çevrelerinde hem Şii hem de Suni inançtan gruplar mevcuttur. Dahası, bu bölgede inanç algısı diğer bölgelerdeki gibi değil, daha gevşektir. Ayrıca, hemen herkes etnik temelli adlandırılmakta ve kendini de o adla tanımlamaktadır. Azeri, Kürt, Türkmen, Karapapak/Terekeme, Laz vb. Bölgede inanç algısının diğer yörelerden daha gevşek olması ve buradaki grupların kendilerini etnik aidiyetleri ile adlandırmaları, Zazaların da kendilerini “inaç” temelli değil de “etnik” temelli konumlandırmaları anlaşılır olmaktadır. Bölgede Zazaca konuşanlar kendilerine “Zaza” dillerine de “Zazaki” der. Gerek buradaki Zazaları’nın gerekse de Hınıs-Varto-Tekman hattındaki Zazalar’ın  İç Dêsim’den geldiklerini de not düşmekte yarar vardır.

Çüngüş, Çermik, Alduş, Siverek hattı çoğunlukla çevresi Hanefi Türklerle ve doğusu Şafi inancına mensup, kendini  “Zaza” olarak adlandıran Eğil- Piran ile çevirilidir.  Güney Grubu olarak adlandırılan bu bölge  Zazaları Hanefi olup; kendilerini, komşuları şafi Zazalardan ayrı olarak “Dımıli” dillerini de “Dımılki” terimi ile adlandırırlar. Dışa karşı ise kendilerine “Zaza” derler. Komşuları Kürtler de bunlara Dımıli, Türklere de Türk der. Dımıli-Daylem ilişkisi üzerinde bir çok dilbilimci ve tarihçi çokça makaleler yazmıştır. Ayrıca, bu terimi sadece ve sadece bu gruba özgü ele almak da bir eksiklik olur. Örneğin,  İç Dêsim’deki Kurmançlar, Dêsim’de konuşulan Zazacayı “Dêsimki” veya “Dımılki” olarak, kendilerini Kurmanç, dillerini de Kurmançki (Kırdaşki değil) olarak  tanımlarlar.

Merkez Zazaları’nın çevreleri Hanefi Türkler, Alevi Zazalar, Dımıli Zazalar ve Şafi Kurmançlarla çevirilidir.  Şafi inançtan olan bölge kendini “Kırd” ve “Zaza” olarak adlandırır. Söz konusu adlandırmaları anlayıp anlamlandırabilmek için şu iki olguya bakmak gerekir. Birincisi bölgenin tamamının neredeyse aşiretli yapıyı yitirmiş olması, ikincisi özellikle Eğil-Piran hattının Mirdasi Beyliğinin; Hani, Genç, Bingöl hattının Bermekilerin merkezi olma olgusu.  Bu beyliklerin etki alanının en yoğun olduğu kısım kendini beyliklerin devamcısı olarak görürken; kendi dışındakileri ( ki bunların Osmanlı döneminde aşiret yapılarını yitirip, realaşmış olmalarını da unutmamak gerekir) köylü-rençber olarak nitelemektedir ki, söz konusu bu kesim de kendini köylü-rençber olarak telakki etmekte ve kendine  “Kırd” tanımını uygun bulmaktadır. İç Dêsim’de de aşiretli kesim aşiretsiz kesimi “rençber” olarak niteleyip, kendiyle aynı düzeyde görmez. Aşiretli kesimin duygu dünyasında, aşiretsiz kesim toprağa bağımlı, zavallı köylülüktür! Onu, “reçebero parşü qalınd”  olarak tanımlar. Mirdasi Beyliği ile Bermekilerin etki alanının yoğun olduğu kısımda bulunan Zazaların (ki Bermekilerin etki alanındaki kimi yerlerde de kendine “Bermeki”, topraksız-marabaları da “Kırd” olarak tanımlarlar. Kendi dışındaki halka bakışı bir yerde İç Dêsim’deki bu bakışa benzer.)  kendine “Kırd” diline “Kırdki” derken,  dışarıya karşı kendini tanımlamalarında “Zaza” terimini kullanmaktadır. Kendini Mirdasi beyliğinin mirsaçısı olarak gören ve bir yerde “Mir” olarak telakki eden Eğil-Piran hattı ise kendine “Zaza”, diline de “Zazaki” demiştir ki burada Zaza ile Kırd algısı, neredeyse “Mir” ile “Rençber” algısının dışa vurumu gibidir.

Daha iç kesimde Şafi Arap ve Kürtlerle çevrili olan Mutki Zazalar’ının kendilerini Dımıli, dillerini de Dımılki olarak adlandırdıklarına rastlamaktayız.

En batıda, bir kısım Kurmanç komşularıyla birlikte çevresi Alevi Türkmen ve Hanefi Türklerle çevirili olan Aksaray bölgesi ise başlı başına araştırılması gereken bir yerdir. Diyarbakır’dan gelip buraya yerleştikleri bilinmektedir. Bu yerleşimin devletin bir iskanı sonrası olmadığı kesin. Ancak, ne şekil geldiklerini kendileri de bilememekte veya anlatmamaktalar. Tarihsel olarak bakıldığında, Heteredoksi bir inanca sahip olan bir grup (Hacı Bektaşı Veli, Mevlana vb.gibi) bu bölgeye gelerek (Dicle kıyısında varlığını hala sürdüren birkaç Alevi köyü ile Şerefhan’ın bu bölgeden sözünü ettiği Kızılbaş kıyımı hatırlanacak olunursa), zaman içerisinde dini/inançsal dahası siyasal bir örgütlenme ile var olan beyliği ele geçirmiş burada kendine direnen bir kısım aileyi göçe zorlamış olduklarının izlerine rastlanılmaktadır. Aksaray’a yerleşen Zazaların ve Kurmançların bu şekilde bu bölgeye gelmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Merkez Zazaları’nın çevrelerindeki Kurmançalara “Kırdasi” demesi, yukarıda kısaca da olsa bahse konu ettiğimiz “Mirdasi” nin bir karşıt versiyonu gibi durmaktadır. Ve burada bir yerme-küçümseme algısı söz konusudur. Çevresindeki diğer Zazalar’a “Kırd” demesi, dahası onların da bu tanımlamayı kullanır olmaları (ki kullanırken bir köylü-rençber anlamını da yüklemeleri), Aksaray Zazaları’nın kendilerine “Kurdaşi” dillerine de “Kurdaşki” demelerine bu açıdan da bakılması gerektiğini düşündürtmektedir.

Sonuç olarak, aralarında ortak bir pazarın oluşmadığı kapalı ekonomilerde, henüz dışa açılamamış ve ulusal bilincin gelişmediği, aynı dili konuşan toplulukların, bulundukları bölgede kendilerini çevreleyen etnik ve inançsal gruplara bakarak, kimi yerlerde inanç temelli, kimi yerlerde etnik temelli olarak kendilerini konumlandırdıklarını görmekteyiz. Ancak, doğal ve kapalı ekonomiler parçalandıkça, bu gruplar arasında ilişki ve iletişim geliştikçe, diğer toplumsal örneklerde olduğu gibi bu terimlerin içerisinden “etnik” temelli olan tanımlama zamanla öne çıkmaya başlar. Nitekim, özellikle 90’lı yıllardan sonra başlayan bir Zaza aydınlanmasıyla birlikte “Zaza” ve “Zazaki” kavramının bu toplusal grup ya da gruplar arasında hızla yayılmaya ve zemin bulmaya başladığını görmekteyiz.

09.12.2018