YANLIŞ BAŞLAYAN ÖNERMEDEN DOĞRULARA ULAŞILAMAZ

0
242 views

YANLIŞ BAŞLAYAN ÖNERMEDEN DOĞRULARA ULAŞILAMAZ

                                                                                Hıdır EREN

Bir konu ile ilgili çalışma/araştırma başlatırken ya da bir söylem geliştirirken yanlış bir önerme ile başlarsanız; daha başından yanlışa düşmüş olursunuz. Yanlış bir önermeden de doğru sonuçlara ulaşabilme olasılığınız mümkün olmaz.

1992 yazında Dersim (Dêsım)-Ovacık (Pulur)- Yeşilyazı (Zeranıge) köyünde yaptığım monografik çalışmada, yöre insanının kendi kimliğini nasıl tanımladığını anlamak amaçlı ankete koymuş olduğumuz (danışman hocamla birlikte) bir soru vardı. Bu soru anketin içinde iki farklı yerde iki farklı dilde soruluyordu. Anketin başlarında “Komşularınızı nasıl adlandırırsınız?” sorusunun ardından, “Sen kimsin? Siz kendinizi ne diye ifade edersiniz?”, anketin sonlarına doğru “Ciranê sıma kamê? Sıma inê çıton namê kenê?” sorusunun ardından, “Tı kama? Sıma xo rê se vanê?” biçimindeydi. Anket uygulaması esnasında açıklayıcı olması babında, Fransa’da yaşayanlara Fransız, İngiltere’de yaşayanlara İngiliz dendiğini söyleyerek açıklamalarda bulunduğum da oluyordu.

Alan çalışmamda bu soru anlamında anket sonucuna gelirsek. 1992 yılının yaz ayları olduğunu tekrar hatırlatmam gerekiyor. 40’lı yaşların üzeri ile 40’lı yaşların altı, söz konusu sorunun Zazacasına aynı karşılığı (ez Kırmancu) derken, sorunun Türkçe karşılığında neredeyse kalın bir çizgi ile birbirinden ayrılmaktaydı. 40’lı yaş altının çoğunluğu “ben Kürdüm” derken, 40’lı yaş üzerinin çoğunluğu “Ben Aleviyim” demekteydi.

Bunu anlamlandırabilmek için;

  1. Ümmet ve millet kavramlarına,
  2. Toplumdaki milletleşme sürecine,
  3. Kendini aynı toplumdan varsayan halkın değişik yörelerde kendini adlandırma biçimlerine,
    Ve;
    4. Öğrenilmiş bilginin ne olduğuna bakmak gerekir.

Söz konusu çalışmayı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Anabilim dalında, 1992 Aralık ayında sundum. Sunumu yaptığım günlerde tesadüfen Zeranıgé Köyü yaşlılarından Hasan Ateş’te İstanbul’a gelmişti. Yeğeni, Süleyman Ateş’ten Hasan Amca’yı sunumu yapacağım gün üniversiteye getirmesi ricasında bulundum. Sunum günü Süleyman ile Hasan Amca da fakültedeydiler. Sunumum sonrası, bölüm hocaları Hasan Amca ile konu üzerine uzun söyleşi yapma fırsatı bulmuş oldular. O gün orada bulunanlar da tanıktır. Hasan Amca’ya “Sen kimsin?” sorusunu değişik biçimlerde sormalarına rağmen “Kürdüm” cevabı alamadılar. Her defasında Hasan Amca “Ben Aleviyim” dedi. Ne kadar, din ve millet anlamında açıklamalarda bulundularsa da Hasan Amca’ ya “Kürdüm” dedirtemediler. Ama, yeğeni Süleyman’ın “Dedo, yane vanê tı kama? Tı Hermeniya, Tı Tırka, Tı Ruma… Tı çıka?” açıklamasında, hiddetlenerek Zazaca “ma Kırmancim bıra” demişti. Soruyu bu kez ben Süleyman’ın sorduğu biçimde Türkçeleştirerek sorunca, Hasan Amca tekrar “Biz Aleviyiz” diye cevapladı.

1970’li yıllarda Güneyde aynı soruyu orta yaş üzeri Sünni bir Kürd’e sorduğumuzda daha fenasıyla karşılaşırdık. Çünkü, Türkçe sorulana da Kürtçe sorulana da “Ez mıslımanım – Ben müslümanım” olurdu cevabı. O dönemlerde akademik bir eğitimimiz olmadığından olsa gerek (Cevapları sorgulama/irdeleme gereği duymadan) bu yanıtlar bizleri ziyadesiyle kızdırırdı.

Toplumlar milletleşmeden önce kendilerini dinsel ögelerle tanımlarlar. Ne zamanki milli bilinç oluşumu başladı o vakit kendilerine milli bir kimlik biçerler. Eğer bir yerde bir kimse kimliği ile alakalı dinsel terminolojiye başvuruyorsa, o kişide ulusal bilinç oluşmamış ya da ideolojik davranıyor demektir. Bu kimse, köylü bir kimseyse; ideolojik bir kaygısı yoksa ya milli bilinç gelişmemiş ya da başkalarıyla kendinin karıştırılmasından; kendinin yanlış anlaşılması kaygısından hareketle böyle davranıyor, denebilir.

İç Dersimliler kendilerine “Kırmanc”, Dersim halkıyla aynı olduklarını söyleyen Koçgirililer ile Mazgirtten göçüp Aradahan’a yerleşmiş olanlar kendilerine “Zaza”, Vartolulular “Şare ma”, demekteler. Yine Siverekliler; “Dımıli”, Palu-Çevlig ve Piranlılar kendilerine “Zaza” derler. Yani, bir halk, farklı yörelerde kendini farklı adlandırabilir. Aynı şekilde bu halkı, komşuları da farklı adlarla adlandırabilir. Daha düne kadar Mazgirtli arkadaşlarımız hemen yanı başındaki Dersimli Kızılbaş Zazalara “Dersımıc”, konuştukları dile de “Dımıli” derlerdi.

Öğrenilmiş bilgi ise, okullarda ya da çevrelerinde başkalarından edinilen doğru/yanlış bilgilenmelerdir. 1800’lü yıllar Avrupasında “Doğu Sorunu” dendiğinde “Türk Sorunu” anlaşılırdı. Nerdeyse, tüm doğu, “Türk” olarak adlandırılırdı. Doğu tarafında da, Anadolu da dahil olmak üzere, Anadolu ve Batısı “Rum”du. Günümüz Anadolu’sunda, Batı illerindeki halka göre Malatya’dan doğusu Kürdüyle, Arabıyla, Türküyle, Zazasıyla, Süryanisiyle “KÜRT”tür.

Söz konusu çalışmanın yapıldığı alanda, anketörler komşu halkları “Tırk- Ereb- Urıs- Rum- Hermeni ve Khurr” olarak adlandırmışlardı. Kendilerini ise; 40’lı yaş üzerindeki insanların çoğunluğu “Ben Aleviyim” biçiminde adlandırmaktaydı. Bu tanımlamanın sebebi, kısmen dinsel düşünme kaynaklı olsa da kısmen de Kürtlerle (Khurr) karıştırılma kaygısından kaynaklanmaktaydı. Çünkü, soruya alınan cevap ardından “Peki amca, siz Kürt değil misiniz” sorusuna cevap ezici çoğunlukta, “Olur mu? Kürt Diyarbakırlılara denir? Biz Kürt değiliz” olmuştur. Yani, kendini komşu halkla karıştırma gibi bir kaygılarının olduğu gözlenmekteydi. “Peki, Zaza kime diyorlar?” sorumuza; “Onlar Şafi, biz Aleviyiz. Zaza Palululara derler” biçimindeydi. Palulular şafiydi. Alevi olan kendilerinin şafi olarak da algılanmamaları gerekiyordu. Dinsel öge burada belirgin bir biçimde ortaya çıkıyordu.

Bu soruya yaşlılar böyle cevap verirken, “Zazalar kimdir?” sorusuna, gençler; “onlar da “Kürt’tür“ biçiminde cevaplar vermekteydiler. 40’lı yaş altı katılımcının büyük çoğunluğu kendini, Zazaca “Ez Kırmancu”, Türkçe de “Ben Kürdüm” biçiminde ifade etmekteydi. Görülen o ki, genç kuşak öğrenilmiş bilgi ile hareket etmekteydi. İki kuşak arasındaki fark net olarak ortada durmaktaydı. Aynı genç kuşağa bugün anket uygulayacak olsanız, en az yarısı kendini “Zaza” olarak tanımlayacaktır.

Geçen gün, Tuncelinin Sesi internet sayfasında “Munzur Çem” adlı yazarın astığı yazı, kısaca da olsa burada söylemeye çalıştığımız argümanlardan uzak, sakat bir önerme ile “ Kırmanclar (Zazalar) Kürt milliyetçiliğinden önce de kürttüler!” biçiminde formüle ediliyor. Bilinmesi gerekir ki; milliyetçilik milletleşme ile başlar. Milliyetçiler milli bilincin toplumda yaygınlaşma misyonunu üstlenirler. Yani, Kürt milli bilinci gelişmezden önce Kürtler bile “Kürt” değildi! Müslümandılar. Osmanlının deyimi ile de “Ekrad” idiler. Arap ve Osmanlı arşivlerinde aşiretlerden söz edilirken “Ekrad” sözü ile karşılaşırsınız ki; bu söz Kürtler anlamındadır. Öyle iddia edildiği gibi Osmanlı, Kürt sözcüğünü pek kullanmaz. Kimi yazar ve çizerler söz edebilir, ancak resmi belgelerde Osmanlı Türkler için “Etrak”, Kürtler için “Ekrad” sözcüğünü kullanmaktadır.

Sayın Munzur Çem’in, Zazaca makaleler yazan, araştırmalar yapan, arşiv derleyen, roman ve öyküler yazan bir kimse olduğu inkar edilemez. Bu bilgi ne kadar gerçekse, sayın Munzur Çem’in bir Sosyal Bilimci olmadığı ve olaylara/olgulara bir akademisyen gözüyle bakamadığı da bir o kadar gerçektir. Yine, Yaşar Kemal ya da Orhan Pamuk’un iyi birer Türk romancısı oldukları ve Türkçeyi gayet etkin ve güzel kullandıkları ne kadar doğruysa, onların bir dilbilimci ya da sosyal bilimci olmadıkları da o kadar doğrudur.

Ayrıca, dil bilimciler der ki, birbirine benzeyen dillerin bir mi ayrı mı olduğu ortak olan kelimelerden yola çıkılarak açıklanamaz. O dillerin bir mi ayrı mı olduğu, gramer yapıları ile ses bilgilerinden hareketle söylenebilir. Aksi halde, Almanca ile İngilizce’ye tek dil dememiz gerekir. Türkçe’deki sözcük benzerliğinden hareketle, Türkçe için Yunanca mı, Farsça mı yoksa Arapça mı demek lazım? Veya, Romans dillerinin tümünü ya da Slav dillerinin tümünü tek dil sayabilir miyiz?

Kimileri kelime benzerliğinden hareketle Zazaca ile Kurmanci’nin tek dil olduğunu söyler. Ve devamla da hiçbir bilim insanının bu iki dilin farklı iki dil olduğunu söylemediğini iddia ederler. Bu iki dilin akraba (İrani) diller olduğunu ama aynı zamanda iki farklı dil olduğunu söyleyen dil bilimcilerden bihaber olmak iyi niyetten olmasa gerek. Prof.Dr. Jost Gippert, Prof. Dr. Ernst Kausen, Dr. Terry Lynn Todd, Oscar Mann, Peter Lerch, Frederich Müler, Albert van la Cok, W.B. Henning, D.N. MacKenzie, C.M.Jacobson bunlardan bazılarıdır.

1900’lü yılların başlarında Türk milliyetçiliği gelişip yayılırken Türk olmayan bir kısım aydınlar Türk milliyetçiliğinin esaslarını nasıl ki yazdılar; günümüzde de Kürt milliyetçiliğinin gelişip yaygınlaşmasıyla birlikte Kürt olmayan bir kısım aydınların Kürtçülüğün esaslarını yazma gayretleri bizleri şaşırtmamalıdır.

Temmuz 2010

 

 

 

 

 

 

ZAZALARIN KENDİNİ ADLANDIRMALARI ÜZERİNE KISA BİR DENEME

                                                                                                                         Hıdır EREN

 

Eğitim ve kamu sektöründe yoğun bir biçimde karşılaştığı Türk asimilasyonu ile farklı eksenlerden gelen Kürt asimilasyonu girişimlerine olduğu kadar , birbirlerine karşı da farklı duruşlara sahip olan (Werner Eberhard 2017:77) Zaza halkının kendini adlandırmasını anlayıp anlamlandırabilmek için, en az üç ana diyalekt ve dinsel/mezhepsel bölünme ile bulundukları coğrafyada etrafını kuşatan inanç grupları ve/veya halkları tarihsel bir seyir içerisinde göz önünde bulundurmamız gerekir.

Zaza toplumuna baktığımızda ana bölünme Kuzey ve Güney/Merkez  arasında Alevi-Sünni olarak öne çıkar. Merkez/Güney de kendi içinde Hanefi ve Şafi olarak bölümlenir. Zaza toplumundaki bu bölünmüşlük sadece inanç temelli olarak değil, aynı zamanda dil temelli olarak da (Dımılki, Zazaki, Kırmancki, Kırdki, Zonê Ma) karşımıza çıkar.

Burada “Dımıli” terimi endoterm bir içeriğe sahip olup, çoğunlukla Güney Grubu’nda kullanılır. Aynı şekilde “Kırmanc” terimi sadece Kuzey Grubu’nun, “Kırd” terimi de sadece Merkez Grubu’nun bir kısmında kullanılmaktadır.  “Zaza” terimine ise her üç kısımda da rastlanıldığı görülmektedir. Tarihsel seyir içerisinde de bakıldığında, 1330’ lu yıllara ait olduğu belirtilen Kureş Seceresi’nde Zaza denilen bir sosyal birimden (Selcan 1998:119),  1650’li yıllarda Evliya Çelebi’de yine Bingöl bölgesinde bir başka sosyal birimden ve 1744’te N. Sakaoğlu Sivas bölgesinde küçük ölçekli başka bir sosyal birimden “Zaza” olarak bahsetmektedir. İngiltere’nin Erzurum Konsolosu J.G.Taylor, 1866 yılında bunu doğrulamaktadır. (1868:304)

Kuzey Grubu, batıdan doğuya doğru kendini “Zaza”, “Kırmanc”, “Elevi (Şarê Ma)” ve tekrar “Zaza” terimleriyle adlandırmaktadır. En batıda Sivas Qerebel bölgesi (Zara, Hafik, Ulaş, Kangal, Divriği) bulunur. Bu bölgede bulunan Zazalar (İç Dêsimden göç etmişlerdir). Alevi inancından olduğu gibi çevreleri de Alevi Türkmen ve Alevi Kurmançlarla çevrilidir. Alevi Türklerin kendilerini Türk, Alevi Kurmançların kendilerini Kürt, Alevi Zazaların da kendilerini Zaza olarak tanımladıklarını görürüz. Buradaki toplumsal grupları birbirinden ayıracak ve onlara aidiyet kazandıracak olanın “etnik” temelli tanımlama olduğu aşikardır. Bölge Zazaları, Türk ve Kürtler ile kendi aralarına hep bir mesafe koymuş, dahası kendisine “Kurmanç” ya da “Türk” denmesinden hiç hazzetmemiştir. Kendi için “Zaza”, dili için de “Zazaki” terimini kullanmıştır.

İç Dêsim diye adlandırılan Mamiki ve Erzincan’dan oluşan bölge batıdan ve kuzeyden Sünni (Hanefi) Türklerle, doğudan ve güneyden ise kendiyle aynı dili konuşan Sünnilerle (şafi) çevrilidir. Kendiyle aynı dili konuşan bu Şafi grup içeride kendine “Zaza” ya da “Kırd” dese de özellikle dışa karşı kendine  hepten “Zaza” demektedir. İç Dêsim’deki Alevi grup, kendi dilinde sunilere “Tırk” ( “Sünni” denilen bu kesimin ait olduğu Hanefi mezhebi onun için çok bir anlam taşımaz. Onun için önemli olan bu Tırk dediği Sünni kesimin Osmanlı’dan beri devletin ait olduğu inanç grubunu temsil etmesidir. Bölgede ve Dünya’da İslamiyet’in temsilcisi olan Osmanlı’nın inancını temsil eden bu Sünniliktir ve o TIRK’tır), Şafilere  de “Zaza” der. Ve Şafilik ile Sünnilik dediği Hanefiliği bir ve aynı olarak değerlendirmez. Biri devleti temsil ederken öteki muhalif ve daha çok Arabı temsil edendir. Ve bu Arabı temsil edeni kendi için daha büyük bir tehdit olarak görür. Bu bağlamda kendini hem Tırk’tan  (Sünni/Hanefi’den) hem de Zaza’dan (Şafi’den) ayırmak için “etnik” değil “inanç” temelli bir aidiyet belirlemesine ihtiyaç duyar. Muhtemeldir ki bu ihtiyaç son birkaç yüzyılın eseridir. İç Dêsim Ovacık Kuşluca Köyü’nden 1850’li yıllarda göçüp Sivas Divriği’ye yerleşenler kendilerini Kırmanc, dillerini Kırmancki olarak değil; kendilerini Zaza, dillerini de Zazaki olarak belirtirlerken, aynı ilçenin Kedage köyünden Erzincan’ın yakınlarında kendilerine köy kuranlar, köylerine Zaza adı vermişlerdir. Yine, daha önceki yıllarda Mazgirt’ten göçüp Ardahan’a giden Lolan aşireti mensupları da kendilerini Zaza, dillerini Zazaki olarak nitelemekteler.  Dahası, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ruslarla harbe katılan kimi Dêsimli yaşlılarla yapılan röportajlarda da (Hayri Dalkılıç’ın 1991 yılında Bava Aliyê Puli ile söyleşisi), kendilerini Zaza olarak adlandıranlara rastlamaktayız. Ancak, son yüzyıllarda bir daralma ve kuşatma yaşayan iç Dêsim, yukarıdaki satırlarda belirtildiği üzere, kendini Şafi inancından ayırma ihtiyacından dolayı, kendine “Kırmanc” diline de “Kırmancki” terimini uygun bulmuştur. Onun nezdinde, onun dili inancının sembolü olan “Xızır”ın dilidir.  Kendi içerisinde Kırdaşki ve Tırki konuşanların bir kısmı Alevi, bir kısmı da Sünni’dir. Bunlardan Sünni olanları ötekidir. Adı da “Tırk”tır.  Alevi olanları ise kendindendir ve “Kırmanc” dır. İster Türk, İster Kürt olsun, eğer Alevi ise o, O’nun gibi mağdur ve Kırmanc’dır. Ona yapılan zulmü kendine yapılmış olarak algılar. Dahası imkanı olursa yardım etmekten imtina etmez. Qoçgiri hadisesinde, hemen yanı başlarındaki Alevi Qerebel bölgesi Zazaları kılını kıpırdatmazken, Ovacık aşiretlerinin Qoçgirililerin yardımına koşması bu inançsal kimliğin öne çıkmasıyla alakalıdır..

Hınıs, Tekman, Varto hattındaki bölge, içlerinde Kurmanci konuşan Şadili aşiretleri mensupları (Alevi) bulunsa da çoğunlukla suni Kurmançlarla çevirilidir. Bu nedenledir ki, Dêsimlinin “Tırk” dediği Sünni’yi, bu bölge Zazaları “Kurmanç” olarak adlandırır. Onun dilinde ve algısında Sünni “Kurmanç” tır. Kendine “Elevi/Şarê Ma” diline de “Zonê Ma” der. Dêsimli gibi bu bölge Zazaları da aidiyetlerini inanç temelinde belirlemiş olsalar da, Kurmanci konuşan Şadili aşireti mensupları için “i ma ra niyê/onlar bizden değil” demekte, çevrelerini çoğunlukla Sünni Kurmançların çevirmiş olmalarından dolayıdır ki; Dêsimlinin kendine “Kırmanc” demesini bir türlü anlamlandıramaz, yadırgar.

Ardahan bölgesindeki Zazaların çevreleri çeşitli Türk boylarıyla ve Kurmançlarla (Kürtlerle) çevirilidir. Yine çevrelerinde hem Şii hem de Sünni inançtan gruplar mevcuttur. Dahası, bu bölgede inanç algısı diğer bölgelerdeki gibi değil, daha gevşektir. Ayrıca, hemen herkes etnik temelli adlandırılmakta ve kendini de o adla tanımlamaktadır. Azeri, Kürt, Türkmen, Karapapak/Terekeme, Laz vb. Bölgede inanç algısının diğer yörelerden daha gevşek olması ve buradaki grupların kendilerini etnik aidiyetleri ile adlandırmaları, Zazaların da kendilerini “inaç” temelli değil de “etnik” temelli konumlandırmaları anlaşılır olmaktadır. Bölgede Zazaca konuşanlar kendilerine “Zaza” dillerine de “Zazaki” der. Gerek buradaki Zazaları’nın gerekse de Hınıs-Varto-Tekman hattındaki Zazalar’ın  İç Dêsim’den geldiklerini de not düşmekte yarar vardır.

Çüngüş, Çermik, Alduş, Siverek hattı çoğunlukla çevresi Hanefi Türklerle ve doğusu Şafi inancına mensup, kendini  “Zaza” olarak adlandıran Eğil- Piran ile çevirilidir.  Güney Grubu olarak adlandırılan bu bölge  Zazaları Hanefi olup; kendilerini, komşuları şafi Zazalardan ayrı olarak “Dımıli” dillerini de “Dımılki” terimi ile adlandırırlar. Dışa karşı ise kendilerine “Zaza” derler. Komşuları Kürtler de bunlara Dımıli, Türklere de Türk der. Dımıli-Daylem ilişkisi üzerinde bir çok dilbilimci ve tarihçi çokça makaleler yazmıştır. Ayrıca, bu terimi sadece ve sadece bu gruba özgü ele almak da bir eksiklik olur. Örneğin,  İç Dêsim’deki Kurmançlar, Dêsim’de konuşulan Zazacayı “Dêsimki” veya “Dımılki” olarak, kendilerini Kurmanç, dillerini de Kurmançki (Kırdaşki değil) olarak  tanımlarlar.

Merkez Zazaları’nın çevreleri Hanefi Türkler, Alevi Zazalar, Dımıli Zazalar ve Şafi Kurmançlarla çevirilidir.  Şafi inançtan olan bölge kendini “Kırd” ve “Zaza” olarak adlandırır. Söz konusu adlandırmaları anlayıp anlamlandırabilmek için şu iki olguya bakmak gerekir. Birincisi bölgenin tamamının neredeyse aşiretli yapıyı yitirmiş olması, ikincisi özellikle Eğil-Piran hattının Mirdasi Beyliğinin; Hani, Genç, Bingöl hattının Bermekilerin merkezi olma olgusu.  Bu beyliklerin etki alanının en yoğun olduğu kısım kendini beyliklerin devamcısı olarak görürken; kendi dışındakileri ( ki bunların Osmanlı döneminde aşiret yapılarını yitirip, realaşmış olmalarını da unutmamak gerekir) köylü-rençber olarak nitelemektedir ki, söz konusu bu kesim de kendini köylü-rençber olarak telakki etmekte ve kendine  “Kırd” tanımını uygun bulmaktadır. İç Dêsim’de de aşiretli kesim aşiretsiz kesimi “rençber” olarak niteleyip, kendiyle aynı düzeyde görmez. Aşiretli kesimin duygu dünyasında, aşiretsiz kesim toprağa bağımlı, zavallı köylülüktür! Onu, “reçebero parşü qalınd”  olarak tanımlar. Mirdasi Beyliği ile Bermekilerin etki alanının yoğun olduğu kısımda bulunan Zazaların (ki Bermekilerin etki alanındaki kimi yerlerde de kendine “Bermeki”, topraksız-marabaları da “Kırd” olarak tanımlarlar. Kendi dışındaki halka bakışı bir yerde İç Dêsim’deki bu bakışa benzer.)  kendine “Kırd” diline “Kırdki” derken,  dışarıya karşı kendini tanımlamalarında “Zaza” terimini kullanmaktadır. Kendini Mirdasi beyliğinin mirsaçısı olarak gören ve bir yerde “Mir” olarak telakki eden Eğil-Piran hattı ise kendine “Zaza”, diline de “Zazaki” demiştir ki burada Zaza ile Kırd algısı, neredeyse “Mir” ile “Rençber” algısının dışa vurumu gibidir.

Daha iç kesimde Şafi Arap ve Kürtlerle çevrili olan Mutki Zazalar’ının kendilerini Dımıli, dillerini de Dımılki olarak adlandırdıklarına rastlamaktayız.

En batıda, bir kısım Kurmanç komşularıyla birlikte çevresi Alevi Türkmen ve Hanefi Türklerle çevirili olan Aksaray bölgesi ise başlı başına araştırılması gereken bir yerdir. Diyarbakır’dan gelip buraya yerleştikleri bilinmektedir. Bu yerleşimin devletin bir iskanı sonrası olmadığı kesin. Ancak, ne şekil geldiklerini kendileri de bilememekte veya anlatmamaktalar. Tarihsel olarak bakıldığında, Heteredoksi bir inanca sahip olan bir grup (Hacı Bektaşı Veli, Mevlana vb.gibi) bu bölgeye gelerek (Dicle kıyısında varlığını hala sürdüren birkaç Alevi köyü ile Şerefhan’ın bu bölgeden sözünü ettiği Kızılbaş kıyımı hatırlanacak olunursa), zaman içerisinde dini/inançsal dahası siyasal bir örgütlenme ile var olan beyliği ele geçirmiş burada kendine direnen bir kısım aileyi göçe zorlamış olduklarının izlerine rastlanılmaktadır. Aksaray’a yerleşen Zazaların ve Kurmançların bu şekilde bu bölgeye gelmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Merkez Zazaları’nın çevrelerindeki Kurmançalara “Kırdasi” demesi, yukarıda kısaca da olsa bahse konu ettiğimiz “Mirdasi” nin bir karşıt versiyonu gibi durmaktadır. Ve burada bir yerme-küçümseme algısı söz konusudur. Çevresindeki diğer Zazalar’a “Kırd” demesi, dahası onların da bu tanımlamayı kullanır olmaları (ki kullanırken bir köylü-rençber anlamını da yüklemeleri), Aksaray Zazaları’nın kendilerine “Kurdaşi” dillerine de “Kurdaşki” demelerine bu açıdan da bakılması gerektiğini düşündürtmektedir.

Sonuç olarak, aralarında ortak bir pazarın oluşmadığı kapalı ekonomilerde, henüz dışa açılamamış ve ulusal bilincin gelişmediği, aynı dili konuşan toplulukların, bulundukları bölgede kendilerini çevreleyen etnik ve inançsal gruplara bakarak, kimi yerlerde inanç temelli, kimi yerlerde etnik temelli olarak kendilerini konumlandırdıklarını görmekteyiz. Ancak, doğal ve kapalı ekonomiler parçalandıkça, bu gruplar arasında ilişki ve iletişim geliştikçe, diğer toplumsal örneklerde olduğu gibi bu terimlerin içerisinden “etnik” temelli olan tanımlama zamanla öne çıkmaya başlar. Nitekim, özellikle 90’lı yıllardan sonra başlayan bir Zaza aydınlanmasıyla birlikte “Zaza” ve “Zazaki” kavramının bu toplusal grup ya da gruplar arasında hızla yayılmaya ve zemin bulmaya başladığını görmekteyiz.

09.12.2018