SILEMANO QIZ/SILO QIZ ASIRLIK ÇINAR HAKKA YÜRÜDÜ

0
618 views

 

  SILEMANO QIZ/SILO QIZ

             ASIRLIK ÇINAR HAKKA YÜRÜDÜ

                                                                                                                       Dr. Daimi Cengiz

“Cengiz Aytmatov  der ki: ”Gün olur asra bedel”. Ya asrı günle ifade etmek mümkün mü? Hele de 107 yıla/bir asra o bitimsiz yayla Dersim’in acılarını ve coşkularını sığdırmış manzum tarihçiyi anlatmak ne de zor… Elimde olan sesli ve görüntülü kayıtlardan hareketle bu asırlık ömrün  çeşitli safha ve mekanlarına dair bir gezinti ile Apo Sılema’yı anlatmaya çalışacagım.

Çocukken ilk kez 1962’de Kortasure’de bir düğünü ve 1968-69 yılında Dere mezrasında bir kirvelik/ikrar törenini kemanı ile şenlendirendirirken Sılemano Qız ile karşılaşma imkânı buldum. Arzum O’nun o sihirli kemanın teline bir dokunuvermekti. “Thıng” diyen o tele… Ama nafile… Çocuk cesaretim o törenlerde yetmedi. Taa ki bir 1972’de bir kış günü babamın evine şair Hesê Fate ile konuk olana kadar.

1960 ve 1970’li yıllarda kaset kayıtları ve canlı icra ile dinlediğim ve izlediğim  Ap Sılema’yı 1980-2009 yılları arasında derleme çalışması ile, ses ve görüntüyle kayıt altına aldım.  15 kaset ve 8-10 saatlik görüntü kaydı yapabildim.

1912 doğumlu olan şair Mılu Köyünde hayata gözlerini acar. Şaire göre; Newe Marti/21 Mart günü şafaktan çeşmede su almaya giden nenesi ağaçların secdeye eğildiğini (Dar u ber amo secde) görür. İnanç gereği hemen başındaki yazmasını çıkarıp ağacın üstüne atar ve şu dilekte bulunur: “Ey tanrım! Muradım o ki neslime şairlik veresin” der. Şair bu murat dileme günü vesilesi ile: “O gün bügün babam Sılê Guri, ben Sılemano Qız, Oğlum Haydar ve torunum bu şair ve şagırt geleneğini sürdürüyoruz”der.

Babası ile 1938 öncesi aşiret düğün ve ikrar töreni icralarına katılan Ap Sılema 1938’de çocuk değildir. 23-25 yaşlarında bir genctir. Yola düşürülüp kıyıma götürülen kafile içinde kemanı ile dikkat çeken bu genç ‘askerleri eğlendirir’ gerekçesi ile alı konulur. İste o keman ile ömrünün geri kalan 80 yılında Dersim acılarını ve coşkularını yüklenir.

Davetli ve davetsiz 38 kıyımı ve çeşitli nedenlerle ölen (çığ, sel, hastalık, aşiret kavgaları, kaza, siyasi vb.) kişiler üzerine ağıtlar yakar. Törenleri şenlendirir. Ağa, bey, aşiret reisi vb. şahsiyetlerin ev ve konaklarında diğer aşıklarla atişma ve değişme tarzı kılam icrası yapar.

Acılar Ap Sılema’yı takip eder. Ap Sılema 1950’li yıllarda Adana’ya göçer. Ama bu yöre yaşamına ayak uyduramaz. Dersim hasretini çeker. Adana’da ölen küçük çocuğunun cenazesini Dersim’e taşıyacak parası yoktur. Çareyi cesedi bir döşek içine sararak denk yapıp, yatak bagajı diye otobüse verip Dersim’e dönmekte bulur. Otobüs söförü sezmesin diye eşi ve Ali Haydar adlı oğlu ile ‘ağlamamak’ kararı alırlar. Ama ilerleyen saatlerde polis bir güzergâhta otobüsü durdurur ve bagaj araması yapmak ister. Türkçe bilen oğlu polisi kenara çekerek şu ricada bulunur: “Polis Bey cenaze taşıyacak paramız yoktu. O nedenle kardeşimin cesedini yatağa sarıp ‘yatak deni’ diye bagaja verdik. Otobüste şöför fark etmesin diye ‘ağlamama’ kararı aldık. Allah aşkına arama yapma şöför duyar ve görürse cenazeyi kabul etmez. Bizde para yoktur” der. Bu rica üzerine polis arama yapmaz ve yol verir otobüse. Elazığ’da Hozat Garajı’na kadar gelen cesedi Tunceli otobüsüne verince annesi dayanamaz ağlamaya başlayınca durum anlaşılır. Şöför bu ağlamaya anlam veremeyince durum aşına olur. Ve cenaze parasız Tunceli merkezine kadar götürülür. Aileye destek verilir.

Bir acı daha… 1966 Varto-Hınıs depreminde askerde olup cemse kullanan oğlu Ali Haydar deprem esnasında aracı ile çetin uçurumlu dönemeçte yol alırken yolun yarılması sonucu devrilen aracı ile uçurumdan aşağı uçuverir. Hayatını kaybeder. Mılu Köyü’ne getirilen cenaze defin erkânına Ap Sılema kemanı ile eşlik ederek oğlunun doğaçlama ağıdını  yakar. Ve evden mezarlığa taşınan cenaze alayının önüne düşüp ağıdı yaka yaka ilerler. Ağıtla Ali Haydar’ını toprağa verir.

Ama O kişisel acılarına toplumsal acıları da katarak ağıt formunda dile getirir. İc Dersim ve Dış Dersim’in önemli bir kısmına kadar sesini kasetleriyle ve davetlerle duyurur. Televizyon ve sosyal medya ile sesinin ve kemanının artık o azametini yitirmeye basladığı dönemde buluşur. Yurt ici ve Avrupa icra seyahatine de çıkar. Son 3-4 saatlik  görüntülü kaydı 2009 yılında Almanya Dersim İnisyatifi/Cemaati adına yaptığımız davet üzerine Köln’e gelirken ve Zeynel Dede ile evime konuk olurken yapmıştım. Geleneksel Dersim Halk Müziği üzerine kapsamlı bir röportajdı.

Son derece alçakgönüllü  olan şair “ Dersim halkından memnun musunuz? Kıymetinizi  bildiler mi?” soruma şu cevabı verdi: “Tabii ki memnunum. Ben yoksul bir insandım. Çocuklarımı Dersim halkının müzik icrama verdiği paralarla büyüttüm. Allah razı olsun. İnkâr edemem” dedi. Akabinde: “Allah etmesin elimde kazara bir adam bile ölse Dersim halkının  beni bağışlayacağına eminim. Çünkü ben kılamlarımla onların yaralarına merhem çaldım”.

Kale (Khela) Köyünden ilkokul öğrencilerim Bayoğlu Kardeşler araba kazasında vefat etmişlerdi. Ap Sılema davet üzerine bu gençlere bir ağıt yakmıştı. Babaları Ali Bayoğlu’nun acısı büyük olmalı ki bir de benden bir ağıt yakma ricasında bulunmuştu.  Bana yakılan ağıdın kasetini Almanya’ya göndermişti. Ap Sılema’nın yaktığı bu ağıtı dinledim. Bir saat gibi kısa bir zamanda gençlerin yaşamı ve akibeti hakkında bilgi alan Ap Sılema, doğaçlama olarak yaktığı ağıt 16 kıta (4×16) dan oluşmakta idi.  Bu manzum eserde 16 değişik kafiye ayağı kullanmıştı. Doğrusu hayret etmiştim bu yaratıcılığına. Kayıt aldıktan sonra ağıt yakmaktan vazgeçtim ve kaseti geri acılı baba Ali Bayoğlu’ iade ettim. Ve Sey Qaji’nin Zegeriye Ağıtı’nı yakan Zerifa Hanım’a söylediği şu sözü söyledim:

“Qeydê to nêmezet niyo tamo                        Kılamın eksik değil tamdır

To pak pota wes amo.                                      İyi pişirmişsin, tadında

“Sayıroke na şuare sero şuare vano               Bunun üstüne kılam/ağıt yakan

Sayır niyo sagırto xamo”                                 Şair değildir, ham şagirttir/çıraktır

Haydar Beltan ile 2001 yılında köyü Mılu’da yaptığımız ilk görüntülü kayıtta röportaj anında üzerime bir de doğaçlama mani yaktı. Ve hatırladığım kadarıyla kayıt ve kayıtdısı sohpetimizde Dersimlilere şu vasiyette bulunmuştu: “ Sadece kılamlarımla beni anmayınız. Mezarımı yapınız” olmuştu.

2009 yılında ise evimde şair ile yaptığım kapsamlı görüntülü roportaj kaydının  tüm ödemesi anında ve peşin yapıldığı halde 10 yıldır TV 10 ve  Can TV’de kameraman olarak çalışan Şükrü Yıldız tarafından onca ısrar ve isteğime rağmen gasp edilmiştir. 10 yılda onlarca kez bana vereceğine dair söz veren bu emek hırsızı ve yüzsüz zatı da bu arada Dersim halkına ve şairimize vefa borcu olan herkese şikâyet etmeyi de zaruret saymaktayım.