Dil ve Subjektif Sfer

0
427 views

ZAZACA İLE İNSAN SFERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Uz. Sosyolog Hıdır EREN*

1. GİRİŞ
Dil denilince akla gelen sorulardan biri, “Dil ile varlık-dünyası arasındaki ilişki
nedir?” sorusudur. Bu soru, Platon’un Kratylos diyalogundan günümüze kadar hep sorula
gelmiştir.1
Dillerin tümü, hangi dil olursa olsun, her dil; hayatı, insanı, insan ilişkilerini, doğayı,
doğada var olanı tanımlamaya/anlamlandırmaya çalışır. İnsanlık, insanlığın yapıp etmeleri,
yarattıkları, kendinden sonraya aktarımları, kazanımları; kısacası varlık-dünyasına bakışı tüm
dillerin olmazsa olmaz çabasıdır.
İnsan kendi başına değil, tarihi ile birlikte vardır. Yani, tarihsel bir varlık alanıdır. Bu
tarihi varlık da dil sayesindedir. İnsan dil ile birlikte varlığını edinmiştir. O nedenledir ki,;
insanlık ne yaparsa yapsın, nasıl bir iş tutarsa tutsun, neler yaratacaksa yaratsın, kazanımları,
kaybettikleri, zaferleri, yenilgileri, buluşları… aklımıza gelebilecek tüm yapıp-etmeleri dil
sayesinde oluşur, dil sayesinde kuşaktan kuşağa aktarılır, dil sayesinde bilgi dünyasındaki
yerini alır. Tüm bunların yaratım ve aktarımında insanlık dile borçludur. Diller olmasaydı, ne
varlık-tarihinden ne de insanlık- tarihinden söz edilebilinirdi.2
2. DİL İLE VARLIK ALANI ARASINDAKİ BAĞ
Dil kendi başına bir harf, bir hece, bir sözcük değildir. Hatta, kendi başına bir cümle
de değildir. Dil; insan ile insan arasında, insan ile varlık-dünyası arasında büyük bir
korelasyondur. Var olan “şey” dil sayesinde açığa çıkar, dil sayesinde anlam bulur, dil
sayesinde farklı anlamlara uğrar, dil sayesinde değişir, dil sayesinde filizlenir, dil sayesinde
yok olur.
Varlık-dünyasını (gerçek dünyayı) algılamamızı dilimiz sağlar ve herkes gerçek
dünyayı ancak kendi dilinde kategorize edilmiş biçimiyle görür. İnsanın dünyaya nasıl baktığı
konuştuğu dil ile alakalıdır. Yani, konuşulan dil insanın dünyaya nasıl baktığını belirler. Kişi
onun kategorileri içinde düşünür ve algılar.
* 50.Yıl Süheyla Artam İlköğretim Okulu Müdürü. hidir_eren@hotmail.com
(1)Platon, Diyaloglar 1. (çeviri: Teoman Aktüel), Remzi Kitabevi, İstanbul, 1982, s: 189-260
(2)Takiyettin MENGÜŞOĞLU, Felsefeye Giriş, Remzi Kitabevi, 4. Basım, İstanbul, 1988,s:232-252

Sayfa 2 / 18
Hangi dil olursa olsun, bu dil ne kadar zayıf olursa olsun, çevremizde var olan
“şey”lerin tümünü, içimizde olan, zihnimizde olan, duygusal alanımızda olan tüm “şey” leri
bu dil adlandırır. Öylesine ki, var olan şeylerin birbirleri ile olan ilgi ve ilişkileri de bu dil
sayesinde bilince çıkar, bu dil sayesinde bilgi alanındaki yerini edinir.
3. DİL İLE KÜLTÜR ARASINDAKİ BAĞ
Dilin varlık alanı ile olan ilişkisi kültür olarak ortaya çıkar. Dil ile kültür iç içe geçmiş
durumdadır. Her toplumun dili o toplumun duygularını, düşünüşlerini, varlık-dünyasını görüş
ve algılayışını yansıtır. İnsan başardığı her şeyi ilk olarak anadilinde öğrenir. “Ana dili, onu
konuşanın dil bilincini belirttiği gibi, onda, çocukluk çağından başlayarak bir dil duygusu da
yaratır” 3
Yani, “Dile şeklini veren biz değilizdir; o bizi şekillendirir. Dilin üzerimizdeki etkisi,
hepimiz için geçerliliği olan düşüncelerden ve doğrulardan çok daha güçlüdür.” 4 “Dili yapan
insan değil, insanı yapan dildir. Bir milleti tam olarak anlayabilmek için, onun dilini de
bilmek gerekir. Milleti kandan ziyade ana dili belirtir. Dünya bireyin ruhunda bir sözlük
gibidir, o onu ana diliyle okur…” 5
20. yüzyıl başlarında yaptıkları alan araştırmaları ile dikkat çeken Sapir ile Whorf’un
tespitleri bu söylediklerimizi doğrulamaktadır. Sapir ile Whorf vardıkları sonucu şu biçimde
özetlerler; dil ve gramer düşünsel prosesin bir ürünüdür. Kişinin çevresindeki dünyayı
algılaması bu sayede olur. Yani dil, kişinin dünyayı algılama biçimini şekillendirir. İnsanların
dil üzerinde değil, dilin insanlar üzerinde kontrolünün olduğunu görmek durumundayız. Dil
içinde yaratıldığı kültürü yansıtır. Kültürün bütün değerleri de o dilin içinde varlığını bulur.
Yani, o bütün kültürel değerler kendi dilinin formları içinde açığa çıkar ve anlaşılır olurlar.
Bu da dil ile kültürün birbirinden ayrılmaz olduğunun göstergesidir. 6
Saha çalışması yapan insanlar buna “Etnoscience” derler. Bu etnosainstler realite
kategorilerini tarif etmede önemli ayrımlara gitmişlerdir. Farklı toplumlar kendi kültürel
kategorileri ile farklı toplumları yorumlamaya çalıştıkça, o toplumları anlamada pek başarı
gösteremezler. Ancak, bu insanlar kendi kültürel bakış açılarını askıya aldıklarında, bu
toplumların kültürel kategorilerini anlayabilirler.

(3) Agop DİLAÇAR, Dil Diller ve Dilcilik, Türk Dil Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1968
(4) Macit GÖKBERK, Değişen Dünya Değişen Dil, YKY, İstanbul, 1998
(5) Agop DİLAÇAR, Dil Diller ve Dilcilik, Türk Dil Kurumu Yayınları: 263, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1968
(6) http://anthologyoi.com/ anthropology/linguistics/sapir-and-whorf-linguistic-theory.html

Sayfa 3 / 18
Yine, yapılan araştırmalar gösteriyor ki; İngilizce konuşanlar için, kullandıkları
cümlelerde zaman eki önemlidir. Çünkü, onlar için aslolan işin ne zaman yapıldığıdır.
Cümlede kullanılan zaman geçmiş zaman mı, şimdiki zaman mı, gelecek zaman mı? Bu onlar
için önemli. Vintu dilinde buna dikkat edilmez. Çünkü, dillerinde zaman kavramı yoktur.
Onlar için bilginin aktarıldığı zaman değil, bilginin direk mi aktarıldığı, endirek mi aktarıldığı
önemlidir. Yani, bilgi ilk ağızdan mı, ikinci ağızdan mı aktarılıyor, ona dikkat ederler. Onların
düşün dünyasında önemli olan, “gördüm” ile “görmüş” arasındaki farktır.7
Nijerya’da “Tiv dilini konuşanlar renkleri nasıl adlandıracak, İngiliz dilini konuşanlar
nasıl adlandıracak?” konulu bir alan çalışmasında bu dilleri konuşanların farklı
adlandırmaları ile karşılaşılmış, elde edilen veriler ve karşılaştırmalar sonrasında “Doğada
kırmızı ve yeşil diye iki keskin rengin olmadığı, kültürümüzün dilimiz aracılığı ile bizi bu
renkleri görmeye yönlendirdiği”8 sonucuna ulaşılmıştır.
Görülen o ki farklı kültürler renkleri farklı algılamakta ve farklı adlandırmaktalar.
1976’da Paul Kay, (University of California, Berkeley linguistics professor) 110 dilde
kullanılan renkleri toparlamış, (2006 Delwin Lindsey ile Angela Brown Ohio State University)
bu verileri tekrar inceleyerek, bir çok dilde yeşil ile mavi arasında ayrım yapılmadığını
görmüştür.
Örneğin; Latin dilinde gri ile kahverengi yoktur. Navajo konuşanlar yeşil ile maviyi
tek kelime ile anlatırlar. Ruslar, koyu mavi ile gökyüzü mavisi için iki farklı kelime kullanır.
Buradan hareketle denilir ki; dillerindeki renk kelimelerinin farklı kullanışından dolayıdır ki
Navajo ile Ruslar dünyayı farklı algılayacaklardır. İngilizce konuşanlara belli başlı renkler
sorulduğunda; mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu, kırmızı (altı renk) cevabı alınırken, Shona dilini
konuşanlar dört, Bassa dilini konuşanlar sadece iki kategori adı vermiştir.9
Zazaca’da bu soruyu sorduğumuzda, belli başlı renkler için; şia, sur, sıpe, hewz,
khewe, gewr, çeqer, boz adlandırmaları ile karşılaştığımız gibi bir çok yerde “hewz” ile
“khewe” nin (mavi ile yeşilin) birbiri yerine kullanıldığını da görürüz.
Kanada’nın kuzey batısında yaşayan yerliler kar yağışını on üç farklı kelime ile ifade
ederlerken, Kaliforniya’da yaşayanlar bunu iki kelimeyle ifade ederler. Kar ve buz…
Arap dilinde neredeyse yüzün üzerinde adı olan “deve” sözcüğü, diğer dillerde bir
veya iki adla geçiştirilir. Türk dilinde, at üzerine onlarca atasözü vardır. Zazacada, besi
(7) http://anthologyoi.com/ anthropology/linguistics/sapir-and-whorf-linguistic-theory.html
(8) http://anthro.palomar.edu/ language/language_5.htm
(9) http://anthro.palomar.edu/language/language_5.htm

Sayfa 4 / 18
hayvanlarının küçükten büyüğe tasnifi, çevresindekilerden daha detaylıdır. (Sığır için: guke,
mozıke, nalıke, nalıgaye, manga (d) / guk, mozık, boğık, viştare, ga (e). Keçi için: bızeke,
tuske, karıke, karpejiye, bıze, hefsınge (“hefsınge” sütsüz keçi) (d) / bızek, tusk, kelece, kel,
bızame (e). Koyun için: vereke, kavıre, sisege, miye, belendıre (d) / verek, kavır, xogeç, veşn,
baran) (e)
Wassman ile Dasen’in Bali Adası’nda; “Dil, Balinese insanlarının düşünme biçimini
nasıl etkiler?” konulu çalışmalarında uyguladıkları anket sonucunda, ada insanlarının yönleri
mutlak değerler üzerine algıladıklarını gözlemişlerdir. Adadaki coğrafi noktalar ada insanları
için önem arz etmekte ve ada insanları sağ, sol, ön, arka kelimeleri yerine bu noktaları
kullanmaktalar. 10
Abarojinler de; sağ-sol-ön-arka kelimelerini kullanmazlar. Bu terimler yerine; kuzey,
güney, doğu, batı gibi pusuladaki yönleri kullanırlar. “Ben şu anda kardeşimin güneybatısında
duruyorum” 11 gibi…
Zazalarda da, Heté Çeme Muzıri, heté deste koy, heté deşte, heté zımey, heté veroci,
heté Koye Bılgeşi… (Munzur suyu tarafı, dağ tarafı, ova tarafı, kuzey tarafı, güney tarafı,

Bılgeş dağı tarafı…) gibi yer-yöne göre işaret etmeler vardır. Ön-arka kullanılır, ancak; sağ-
sol kavramı kullanılmaz. Bir masanın etrafında oturulacakken, masanın sağına soluna otur

denmez. Masanın hangi yanında ne varsa o şey tarafına otur denir. Heté soba de roşe, heté
locıne de roşe, heté andali de roşe… (Soba tarafında otur, ocak tarafında otur, yüklük
tarafında otur…) gibi.
4. DİL İLE İNSAN SEZGİLERİ (SUBJEKTİF SFER) ARASINDAKİ BAĞ
Dil ile içinde var olduğu toplumun hayata bakışı ve duygusal aktları (subjektif-sfer
denen) arasında sıkı bir bağ vardır. Ve bu her toplumda farklılık gösterir. Yani, toplumun dile
dair özel alanıdır. Bunun içindir ki her dilde, “maniler”, “özlü sözler”, “atasözleri”,
“masallar”, “deyimler”, “nükteler” farklı farklıdır. Bunlar, o toplumun rengidir, desenidir,
aynasıdır… Dahası, her dilde “küfürler”, “ünlemler”, “nezaket kelimeleri” de farklıdır. Her
dilde bu sferler ya çok işlenmiş ve bu anlamda dil oldukça genişlemiştir; ya da az işlenmiş ve
dil bu anlamda oldukça daralmıştır. 12

(10) http://www.angelfire.com/journal/worldtour99/sapirwhorf.html (Wassman and Dasen’s Balinese language test, 1998)
(11) http://anthro.palomar.edu/language/language_5.htm
(12) Takiyettin MENGÜŞOĞLU, Felsefeye Giriş, Remzi Kitabevi, 4. Basım, İstanbul, 1988

Sayfa 5 / 18
Bahse konu olan dildeki bu alan, “Dil Felsefesi” kadar, “Dil Sosyolojisi” bağlamlıdır
da. Bir topluluğun dili, sözünü ettiğim anlamda irdelendiğinde; o topluluğun yaptıklarının,
ettiklerinin, yarattıklarının, tembelliklerinin, kayıtsızlıklarının ip uçlarını bize sunacaktır.
Kısaca, onun hayata bakışını, hayatı ve doğayı anlamlandırma biçiminin fotoğrafını yakalamış
olacağız.
Bu durumu daha yakından bir nebze olsun görebilmek için, Zaza dilinde anlatımını
bulan masallar, atasözleri, deyimler ve özlü sözler, bilmeceler, maniler, küfürler, yeminler,
beddualar, dualar, seslenme ve seslendirmeler, benzetmeler, başka dillere çevirilemeyen ya da
Zazaca’da düşünüldüğü gibi başka dillere çevrilen söz ve söz dizileri ile var olan şeye göre
değişik adlandırmaların/ifadelerin bir kısmına bakmak gerekir. Burada aldığım ifade
tarzlarının büyük çoğunluğunun kendimin de kullandığı Kuzey Zazacasından olduğunu da
belirtmeliyim.
4.1. Masallar
Zaza masallarında, temel figürler (motifler), bir baba-üç oğul. (Bu oğullardan en
küçüğü en adil ve en cesur olanı) Karanlık ve aydınlık ikilemi (yerin yedi kat altı ile yerin
yedi kat üstü ve siyah koç ile beyaz koç), yedi başlı dev, yılan, tilki, boynuzsuz keçi, şahin
(puhu kuşu) ve ibibik kuşları…
4.2.Atasözler
Atasözleri; toplumsal hafızanın ürünü olan, öğüt verici nitelikteki sözlerdir.
Toplumdan topluma farklılık gösteren atasözleri olduğu gibi az da olsa bir kısmı neredeyse
kelime kelimesine benzerlik gösteren atasözlerine de rastlamak mümkündür.
Korr şiyo, çıme weşiya mılqi kerdo/Kör gidip gözü sağ olana küfretmiş, İsan dina
néweno, dina isani wena/İnsan dünyayı yemez, dünya insanı yer, Caro ga borto
gukiro/Öküzün buzağıya böğürdüğü görülmüş mü? Gukê çey, gaê çey ra nêterseno/Evin
danası evin öküzünden korkmaz, Kutık çı zaneno jiare çıka/Köpek ne bilir, ziyaret nedir, Lac
zerdıko, torn dendıko/Oğul yumurtanın sarısıdır, torun çekirdek içidir, Vaxte çenekane azebu,
zé vaye cüniyo/Yetişkin kızların zamanı, harman rüzgarı gibidir, Baliye dare ra gınavar ro xo
ser re dare re niyado, vato; “we, na çıka qefçıla!”/ palamut ağaçtan düşmüş üzerindeki ağaca
bakmış, “Ah, bu ne kadar çirkin” demiş, “Bıza gerrıne, çıme yeni ra auke sımına/Uyuz keçi
çeşmenin gözünden su içer, Ga ke merd kardi bena weş/Öküz ölünce bıçak dirilir, Ga mıreno
çerme maneno, merdım mıreno name maneno/Öküz ölür postu kalır, yiğit ölür adı(namı)
kalır, Adıre çerıku, doye kariku, çe veyvıku/Çör çöpün ateşi, çepiçlerin ayranı, gelinlerin evi,
Şér şér o, né may o né nér o/Arslan arslandır, ne dişi ne de erildir, Doçe kutıki kerdo qalıb,
hoyt ser ra tepiya veto, ancia çewt o/Köpeğin kuyruğunu mengeneye almışlar, yedi yıl sonra

Sayfa 6 / 18
bakmışlar yine eğri, Leyre lüye lüye dima sono, leyre kuzi kuzi dıma sono/Tilki yavrusu tilki
peşinden, kirpi yavrusu kirpi peşinden gider,” 13 Derde heşi mamuxa/Ayının derdi yabani
zerdalidir, Leyrıke mari bé zeyır nébeno/Yılanın yavrusu zehirsiz olmaz, Heşi serba saye hirıs
u hire şüari vate/Ayı, elma için otuz üç şarkı bestelemiş, Gurewo sexte mordemi keno
texte/Sahte iş insanı tahta gibi yapar, Bıza arnoxe boka vergiya/İnatçı keçi kurda yem olur,
Howt azné heri biyé, şiyo veré çemi pero xo vir ra kerdé/Eşeğin yedi çeşit yüzme sıtili varmış,
ırmak önüne varınca tümünü unutmuş, Karé waxti, pasaé texti/İşini zamanında yapan tahtının
padişahıdır, Do vére gay ro, gay vato ke “ax phoşta mı”/Öküzün karnına vurmuşlar, demiş
“ah, sırtım”, Cınawur ke puke ra bıterséne, xo re holıke vıraştıne/ Kurt borandan korkasaydı
kendine kulübe yapardı, Fırra kerge, heta tarre kerge/Tavuğun uçuşu tüneğine kadardır, Her
theyr refé xo de perreno/Her kuş rafında (emsalinde)uçar…
4.3. Deyimler ve Özlü Sözler
Tüm dillerde olduğu gibi, Zazaca’da da deyimler, sözcük anlamı dışında söylenmek
istenen şeyi daha nüktedan bir şekilde söyleme biçimidir. Bu bağlamda, özlü sözler de,
söylenecek şeyi özetleyen; kısaca o şeye dair insanı düşünceye sevk eden derinlikli söz
guruplarıdır.

4.3.1.Deyimler
Bir çoğumuzca bilindiği üzere, Türkçe’de “treni kaçırmak” deyimi bazı dillerde
“gemiyi kaçırmak” olarak ifade edilir. “Kulak vermek” deyimi, Zazaca’da “kulak
dürtmek/gos pı ra kütené”, “feleğin çemberinden geçmek” “boklu suda yıkanmak/auka
cide şüyainé”, “dili tutulmak” “boğazı kapanmak/ guli guretene”, biçiminde ifadesini
bulur.
Bazı deyimlerin ise Türkçe karşılığı TDK’da bulunmamaktadır. Bunlardan bir kaçı;
(Erkeğin ergenliğe ulaşması anlamında) “karlı yolların sulanması/auke çığırun kütené”,

(Bir kadının bilinçli düşük yapması) “kendinde harcamak/xo de zay kerdené”, (Gelip-
geçici olmak) “rüzgar önündeki diken olmak/kengeré vere vay biyainé”, (Birbiriyle yarışa

girmek) “birbirinin önünden şapka atma/sapqa téver ro eştené”, (Özlenme durumunda) “
kuşların tuzu olma/sola theyr thuri biyainé”, (Ağır davranışlı) “ağır canlı/can gıran”,
(Gevezelik yapmak) “köpek götü gibi vırlamak/ zé qına kutıki vırnaene”, (Bir şey
bırakmamak, talan etmek) “üstünden süpürmek/ sak ser ra kerdené”, (Hissetme) “içine
(13) Muhammed MALMİSANİJ, Folklore Ma Ra Çend Numuney, 2. Baskı, Berdan Matbaacılık, İstanbul, 2000, s: 133

Sayfa 7 / 18
damlama/ zeré nıqıtiyaine”, (Bembeyaz, güzel elli), “beyinin ellerinde görülmesi/ mezng
destunde belli biyaine”, (Sonu gelmek) “ekmeği ve tuzu kesilmiş olmak/ nan u sola xo
bıriyaine”, (İhanet etme) “altındaki çulu kesme/ cıl bıne xo de bırnaine”, (Basit insan) “deli
osuruk/ thıre xeğ”, (Kızgınklıkla aşırı bağırma) “kendine hava doldurma/ va xo kerdene”,
(Edepsizlik etmek) “uçkuru kopmak/ doxına xo vışiyaine”,…

4.3.2.Özlü Sözler
Pakaye sani, nano maa isani/Akşamın ayazı insanın anasını becerir, Zone ma zone Xızır’iyo,
thone ma thone Xızır’iyo/Dilimiz Hızır dilidir, görüntümüz Hızır görüntüsüdür, Wairde weno,
verg de zurreno/Sahibi ile yer, kurt ile ulur, Xatırê kutiki çino, xatırê wairi esto/Köpeğin hatırı
yoktur, sahibinin hatırı vardır, Fek vano, ri sermaeno/Ağız söyler, yüz utanır, Cıta xo ramıta,
nire xo daro wé/Çiftini sürmüş, sabanını dikmiş, Heq sas nékero, sas keno kas nékero/Allah
şaşırtmasın, şaşırtır süründürmesin,Hemu thyr ebe zone xo waneno/Her kuş kendi dilinde
öter, Her vas koke xo sero royeno / Her ot kendi kökü üzerinde biter, İsan theyro bé
pelo/İnsan kanatsız kuştur,…

4.4.Maniler
Maniler, çok çeşitli alanlara yöneliktir. Burada ağırlıklı olarak, Désım mani ve söz
ustası Sey Qaji’den alıntılarla yetineceğim.
Güneşe dair söylenen bir manide; “Ya Mıhemmedé Hometé / Sılamete tiya / Qıyamete
ki tiya / To ra dot dina tariya. ”14 Ya, alemin güneşi/ Selamet sensin/ Kıyamet de sensin/
Senden öte dünya karanlıktır.
Dönemin yaşamına dair; “Mıle Mıle / Tı çhı kota adır u kıle / Verdan to dıma hata ha
vıle / To mı dest néxelesnena ciniya to Khıle” 15 Mıla, Mıla/neden düştün telaşa, ateşe aleve
düşer gibi/Kovalarım seni tepenin öte yanına kadar/Seni elimden eşin Kıle bile kurtaramaz.
İtikat ve ikrara dair, “Werte ma de İqrare Eli’yo / Sırre Xızıre Khaliyo / Sonde Haqi
weriyo / Qale yıqrari ke bi / Derude wuye, asm u roc ceriyo” 16 Aramızda Ali’nin
ikrarıdır/Yaşlı Hızır’ın sırrıdır/Tanrı adına yemin edilmiştir/İkrarın adı söz konusu
olunca/Derelerde akar sular, gökyüzünde ay ile güneş durur (tutulur).
(14) Dr. Daimi CENGİZ, Dizeleriyle Tarihe Tanık Dersim Şairi Sey Qaji (1860-1936), Horasan Yayınları, İstanbul, 2010, s:
195
(15) Sey Qaji, S: 202
(16) Sey Qaji, s: 253

Sayfa 8 / 18
Dile dair, “Vas koka xo sero royeno / Theyr zone xo de waneno / Kamo eslé xo yınkar
keno / Toz erceno reça xo sono” 17 Ot kökü üzerinde biter/Kuş dilinde öter/Aslını inkar
eden/İzini kaybedip, yiter Saz ve söze dair, “Thomıre mı thomıre cemé haqiyo / Çopal dano
xıravıneni u néqiye / Dest kon tıra, jibeno, naleno / Hata ke sewa haqi ma sero şıkiye”18
Sazım, hakikat ceminin sazıdır/Şelpeyi kötülüğe ve haksızlığa vururum/El sürerim iniler,
sızılar/Tanrının gecesi üzerimize çökene kadar. “Wakıla mı / Kılame de qeyde ostoro / Qesé
şuari’yo / Şuariyo ke bé ostori mend /Mejile xo tariyo”19 Kız kardeşim(Bacım)/Dizede
makam kısrak/Söz süvaridir/Kısraksız kalan binicinin/Menzili karanlıktır.
Emeğe dair, “Emeğ, araqé çariyo / Aqıl, ğezna sariyo (ser’iyo) / Roştia tariyo”20
Emek, alın teridir/Akıl, başın hazinesidir/Karanlığın ışığıdır.
Cehalete dair, “Bé asm u roc dina tariya / Bé ilm u irfan koraniya”21 Aysız, güneşsiz
dünya karanlıktır/İlimsiz irfansızlık körlüktür.
Yurtseverliğe dair, “Désım / Déso de qewino / Jé khelowo, nélewino / Mekané
ewliawuno”22 Désım/Sağlam bir duvardır/Kale gibidir, sarsılmaz/Evliyaların mekanıdır.
Şair ve çırağa dair, “Kare sagırti xamo /Kare sayıri tamo /Sagırt çekuné xo vésneno /
Sayır çekuné xo pesneno /Dıma, dina alem hesneno”23 Şagirtin (çırağın) işi hamdır /Şairin işi
tamdır/Şagirt dizelerini yakar/Şair, dizelerini fırınlar(pişirir)/Peşinden dünya-alem işitir.
Üretimin vazgeçilmezi öküze dair, “Gaé mıno çaro / Nejdi yeno usaro / Jede nire de
niamede / Rew herey vılé tor o baro”24 Benim Çar (alnı beyaz) öküzüm /Yakındır ki bahar
gelsin /Fazlaca boyunuduruğa bakma /Er geç, boynuna yük olacaktır.
4.5.Bilmeceler
Bilmecelerin çoğu kafiyelidir. İçinde toplumsal dokuya dair öğeler taşıyan ve
inanılmaz benzetmeler içeren söz guruplarıdır. “Ga/Öküz” sözü ile başlayan bilmecelerin
fazlalığı, öküzün üretimdeki yerinden kaynaklandığı gibi, Désım aşiretleri içinde Désım’a ilk
konaklama öyküleri ile de alakalı olabilir. Hemen her aşiret, gördüğü rüyada Ak sakallı
dedenin buyruğu üzerine öküzlerinin yattığı bu yeri mekan tuttuğunu anlatır.

(17) Sey Qaji, s: 217
(18) Sey Qaji, s: 218
(19) Sey Qaji, s: 223
(20) Sey Qaji, s: 219
(21) Sey Qaji, s: 220
(22) Sey Qaji, s: 259
(23) Sey Qaji, s: 229
(24) Sey Qaji, s: 236

Sayfa 9 / 18
Bilmecelerde ilk söz dizisine bakılmadan son söz dizisi bir anlam ifade etmez. Şair
dizelerinden dökülmüş gibi bir durum söz konusudur. “Dara mına vame, des u dı game, her
gama xo jü thame/Ağacım Vam ağacıdır(uzun), on iki adımdır, her bir adım bir başka
tattadır.” (Yıl ve aylar)
“Gae mıno boro, çute çımu ra koro, nata bota (dı destu ra) dano xoro/Bir öküzüm
var, iki gözünden kördür, bu yandan o yandan (iki eliyle) dövünür. (dawul/davul) Gae mıno
de şiao, bıne xo her roc jüp u jüao/Öküzüm siyahtır, altı her gün kupkurudur.
(dewzan/sacayağı) Gae de mı esto, gıneno waro, dan pıro-pıro nédan ranéurceno, hata
urceno rake vijoye vas bınde rewino/Bir öküzüm var düşer, döverim-dövmem kalkmaz,
kalkana kadar altında bir karış ot biter. (vore/kar) Gae de mı esto, sarebırnon sero
bervon/Bir öküzüm var, keserim, üzerinde ağlarım. (piyaz/soğan) Gao şia sono, gao sur
fındeno/Siyah öküz gider, kırmızı öküz durur. (dü-adır/duman-ateş) Gao koro, nata bota
dano xoro/Öküz kördür, bu yanı o yanı kendini döver. (lolavi/deri yayığa arka ve önden
takılan ağaç aksam) Gay barke, jile-jindane ro war ke/Öküzü yükle kayalıktan-zindandan
yuvarla. (şiro qult/bir yemek) Ga qorra dım perra/Öküz böğürdü, sapı uçtu. (tıfang/tüfek)
Arqulık darqulık, des u dı qulık/Ağaç ip delik, on iki delik. (lekani/hedik) Bonê baki, pırrê
huraki/Baki’nin evi keser dolu. (dıdani/dişler) Dare lerzena, vore erzena/Ağaç yaylanır, kar
savurur. (pırozıne/elek) Dara mına qole bın de kerdo hole hole/kısa küt ağacım, dibinde yuva
yuva. (pêtage/petek) Kalıkê mıno dere de çapê koreko vêre de/Dedem derede, çanak dolusu
darı karnında. (are/değirmen) Khalıko naver ra, hêrdisa xuya bover ra/dedem bu yakada,
sakalı öte yakada (pırd/köprü) Khalo şia boni sero reqeşiya/Siyah yaşlı dede, dam üstünde
oynaşta. (düyê locıne/ baca dumanı) Kelê mıno kemer de xuremé mırzoro ver de/Tekem
taştadır, önü otlaklı tepeliktir. (çenık u hêrdise/çene ile sakal) Lüye lüye, gınê ro şüye, fek

pırnıki, bi pırrê muye/Tilki tilki, yola koyuldu gitti, ağzı burnu, kan ile doldu. (makina porr-
bırnaene/saç traş makinesi) Ame pheştia koy, roşt de ra-roy/geldi dağın sırtına, aydınlattı

yolu ve ruhu. (tij/güneş) Bono cor de, jü ustıne verde/Tek direk üzerinde bir ev.
(sung/mantar) Cor de yeno aspar niyo, kemer u kuç ano şér niyo/Yukarıdan gelir atlı değil,
dağı taşı getirir arslan değil. (laser/sel) Phonç waé çeyiye, phoncemına jümini de hewiye/Bir
evin beş kızkardeşidir, beşide birbirinin kumasıdır. (tiriye puçi/çorap şişi) Sodır veyvıka,
sonde phepuga çika/ Sabah gelindir, akşam puhu kuşu ve ateş kıvılcımıdır. (astare/yıldız) Zeré
xo sıpe u zero, dorme xo kemer u kerr’o/İçi beyaz ve sarıdır, dışı taşlık ve kayalıktır.
(hak/yumurta)”
25

(25). Hawar TORNECENGİ, “Tayé Mertali/Çibenoki”, Zaza Dil ve kültür Dergisi, Tija Sodıri, sayı 7, Almanya, 200, s:131

Sayfa 10 / 18

3.6.Küfürler
Küfürlerin, söyleyenden söylenen kişiye; yakınlık derecesinden uzaklık derecesine,
küfrün söylenme sebebinden kızgınlık derecesine kadar bir dizi öğeden etkilendiği görülür.
Türkçe’de kişinin direkt kendine yönelen küfür pek önemsenmezken anasına
küfretmek daha kötü algılanır. Zazalarda ise küfür direkt kişiye yöneldiğinde daha çok tepki
duyulduğu görülür.
Her iki kültürde de anne ve baba oldukça önemlidir ve saygındır. Bu, küfrün
yaygınlığı ile alakalı olsa gerek… Allah saygınlığı da öyledir. Ancak, güneye doğru inildikçe
(Adana civarı) Allaha yönelik küfürler o kadar çok duyulur ki, bu hiç de büyük tepkilere yol
açmaz. Aynı küfür bir başka yerde insan ölümüne yol açabilir.
Zazaca’da “Lace kutiki/köpeğin oğlu” en sık kullanılan küfürdür. Çok kızgın ise; “Mı
de aste piye to nıne/Baban kemiğini s….” Bu küfür, esas anlamını, kültürün aktarıcılığına
önderlik eden “baba” fenomenine yönelik olmasıyla bulur. Bir erkeğin bir kadına küfretmesi,
hele ki ona yönelik “Nan lana to/seni s…” toplumca çok kötü karşılanır. “Xo cerrebno
pıro/……” denerek, o küfür ağza alınmaz. Ve bu anlamda kendisinden söz edilen kişi bir
zaman toplum içine çıkamaz. Bu küfür, sonucu tahmin edilemeyecek olaylara kadar işi
vardırılabilir. Aynı şekilde kadından erkeğe yönelik “Ciye xo ken feké piye to/Baban ağzına
sıç….” Küfrü de toplumca çok kötü karşılanır. Bu lafı söyleyen kadın “basit kadın” olarak
algılanır. Toplumun o kadına bakışı değişir. Söz konusu kadın toplum içine çıkamaz hale
gelir. Eşine böyle bir küfürde bulunmak boşanmaya yol açar. Eşinden böyle bir küfüre maruz
kalan bir erkek hala eşiyle yaşıyorsa toplumca o insan “basit erkek” olarak algılanır.
Kadından kadına küfürlerde ya da çok kızıp kızına küfrettiğinde daha çok “cenderme,
qeymeqam” temaları kullanılır. “Ceniya qeymeqami/kaymakam karısı”, “Ceniye cendermane
qause/Koğuştaki jandarmaların karısı”… gibi. İçerik olarak bu küfürlerle aynı olan ancak
içinde erkek uzvu taşıyan küfürler de yadırganan küfürlerdir. “Mı xırr re nızamu de to fitıne/
Ben, nızamların y…. sana sokayım”, “Kıre cendermane qause/Qeymaqami finu to/Koğuştaki
jandarmaların/kaymakamın… y…. sana sokarım”…. gibi
4.7.Yeminler
Yeminlerde ise, eğer birilerine kızgınsa ve ona dair bir andı/ahtı varsa; “Kıre to de
vere miyane mı ra bo./ s… kuşağımın önünde olsun” diyerek, o kişi ile hesaplaşacağını
belirtir. “Heq bo, pir bo, waire m’ bo, xızır bo,..” gibi söz ve söz dizileri sıklıkla kullanılan
yeminlerdir. Mutlaka inandırıcı olması gerekiyorsa, evliyaların adı anılır. “Muzır Baba bo,
Duzgın bo,” gibi.

Sayfa 11 / 18

4.8.Beddualar
Beddualar da kimden kime, kimden neye yönelik olma durumlarına göre sınıflanırlar.
Çoğunlukla ebeveyne-evlat arasında görülür. Bir ebeveynden çocuğuna yönelik; “Piştke to
newe nébo/ Üst başın yenilenmesin, Mor ra vırran verg ra vesan be/Yılandan çıplak kurttan aç
kalasın, Nan sola to bıbıriyo/Ekmeğin tuzun kesilsin, Çe to bırrıjiyo/Evin yıkılsın, İştiri
zımbelane xo nésane/Bıyıklarına ustura vuramayasın, Bıko, to sale raşte qeda be/Kadaya
gelesin, inşallah, Bulısık to sano/Yıldırım seni çarpsın, Fırrıngé to de veciyo/ Cüzam sende
çıksın (cüzama yakalanasın), Bé iqrar bımane/İkrarsız kalasın, Ome to bıbıriyo/ Zurriyetsiz
kalasın, Sale dina tariye de bımane/Karanlık dünyada kalasın, inşallah, Roştiye
névine/Aydınlık (ışık) görmeyesin, Heq to mı ra bicero/Allah seni benden alsın, Xafıl qeda to
gıno/ Kadanın ansızına rastlayasın, Pergale to vıla bo/Ailen dağılsın, Guliya to ro
néso/Boğazından geçmeye, Goşt to ra bırrışiyo/Etlerin dökülsün, Dar-xaçık be cane to ra
niso/Kapının sürgüsü canına yapışsın,…” Bir şeyi görememekten kaynaklı zarara neden olan
kimseye; “Gılliye to bırrışiye/deverdiye, Göz bebeklerin dökülsün, Tı korbére, Kör olasın…”
Çocuktan ebeveyne yönelik olarak en sık kullanılan; “Vızke be des ra nise/Sinek ol duvara
yapış, Merdené to re xestreté bo/Ölüm sana hasret kalsın (Ölüme hasret kalasın)…” Aile
dışından birilerine aile içinde yapılan bedduaların bir kısmı yapılacağı gibi özellikle; “Adır çe
to küyo/Evine ateş düşsün, Heq ocağe to kor kero/Allah ocağını kör etsin, Eke o coren (heq)
venge mı hesneno, roce né roce ni dewi u suki pero bıbe gola gozlage/ Yukarıdaki (Allah)
beni şitiyorsa, bir gün değilse bir gün, bu köy ve kasabalar Gozlage Gölü’ne döner.” gibi
beddualardır.
Bunların yanı sıra hayvanlar için yapılan beddualar da vardır. “”Boka verg u heşi
be/Kurda ayıya yem olasın, Kardi ra seré/Bıçaksız gidesin, Raşte vergé vesani be/Aç kurda
rastlayasın,…” gibi.
4.9.Dualar
Dualarda çoğunlukla “Allah”, “Hızır” ve “Evliyaların” adı anılır. Duaları da kimden
kime, hangi nedenle yapıldıklarına göre sınıflamak mümkün. Çocuktan ebeveyne yönelik,
“Ya Xızır, Ya Muzır Baba, Ya Duzgın, Ya Sultun Baba, Ya Xaskare… tı mau piye mı bağse
mı ke/Ya Xızır, Ya Munzur Baba, Ya Düzgün, Ya Sultan Baba, Ya Haskare,… sen anamı
babamı bana bağışla” Ölen biri için, “Heq rama xo cıkero/Allah rahmet eylesin” Pirden
müride, “Ced u celale m’ to re waireni bıkero/Ceddim celalim sana sahiplik etsin”
Ebeveynden çocuklarına, “Qedaye to mı re bero/Kadan bana gelsin, Goniya mı to ra
bo/Kanım sana sürünsün(Kanım senin için aksın),,..” Bir yolculuğa çıkana, “Oğıre to, oğıro
xer bo/Uğurun hayırlı uğur olsun, Xızır, Muzır Baba, Sultun baba, Duzgın,… to re alvoz

Sayfa 12 / 18
bo/Hızır, Munzur Baba, Sultan Baba, Düzgün yoldaşın olsun” Büyüklerin ellerine su döken
küçüklere, “Pir u khal be/Büyüyüp kamil olasın, Zé auke omre to derg bo/Su gibi ömrün uzun
olsun.” Yemeklerden sonra, “Heq war kero/Allah kabul (bol) etsin.” Yenen ölü yemeği ise,
“Heq dest u roye merdun resno/Allah ölülerin eline ruhuna kavuştursun.” Yetişkin erkek ve
kızlara, “Heq çı mırade to esto bıkero/Allah ne muradın varsa yapsın. Heq raşte sıte-sıt helal
kero/Allah iyi süt emmiş birine rast getirsin,” Azan birine, “Heq xera xo vaco/Allah hayırın
söyleye.” Bir iş yapana, “Heq qewete bıdero/Allah kuvvet versin” Bir işe başlayacakken,
“Xızır emegé to xeçe nébero/Hızır emeğini boşa götürmesin.” Hasta ziyaretinde, “Heq bercine
xeri bıdo/Allah ağrısız baş ihsan eylesin, Heq kederun nedero/Allah kederler vermesin.”
Lokma dağıtandan alınan lokmaya karşılık, “Xızır loqme sıma qebul kero. Bergé çetıni ver
sano. Yi az uze sıma hüzürhürmetiya xo sano/Hızır lokmanızı kabul etsin. Kötülüklere kalkan
eylesin. Çoluk çocuğunuzu huzuru hürmetine bağışlasın” Kendini koruması için daha çok
evliya ve ziyaretlere çağrıda bulunulur; “Ya aspare Gola Keské tı ma raxelesné”26

/Ya Keske
Gölü’nün Atlısı sen bizi kurtar.” Kendine doğada var olan tüm canlılardan sonra yardım
beklediğini ifade eden bu dua en sık kullanılandır; “Ya Xızıre Thuzıke/Tenga made bıresé/Ya
Mıhemmede (Tija)Homete/Raver canu roy de/Wa u bıray de/ Ded u derezay de/ Xal u werezay
de/Dar u kemeri de/Vergé Yabani de/Dıma ki mae neçari de”27 Ya Tuzik Hızırı/ Darlığımıza
yetiş/Ya varlığın güneşi/ Önce can ile ruhlara ver/ Kardeş ile kızkardeşlere ver/ Amca ile
yeğenlere ver/Dayı ile yeğenlere ver/Ağaca, taşa ver/Yabandaki kurda ver/Ardından da biz
biçarelere ver.
4.10.Bazı Seslenme ve Seslendirmeler
Hayvanlar sürülürken her bir cinse farklı bir ses ile seslenilir. İneklere, “thayt”,
Öküzlere, “ho”, danalara “thümmmşt”, koyunlara “hırr”, kuzulara “tığt” gibi…
Hayvanların çıkardıkları sesler için;
Yılan; “şiştneno”, kuş; “vitnena”, puhu kuşu; “phepo-keko kena”, tavuk; “qutnena”, keçi;
“waqena”, keçi yabani bir hayvanı gördüğünde; “phırkena”, koyun; “qırena”, at; “hirrena,
kırkırina”, inek; “qortena”, öküz; “borteno”, eşek; “zırrena”; verg “zurreno”, karga;
“qırtnena”, domuz; “xurteno”, ayı; “zıreno”, köpek; “loweno”, dayak yiyen köpek;
“khazteno”, kedi; “munkena”, fare; “çivtneno”,… denir.
Doğadaki sesler için;
Fırtına; “guvvv”, yağmur; “şiiippp”, yağmurun damda verdiği ses, “phejnnn”, su;
(26) (K. XAMIRPET, “Gola Xamırpét’i”, Zaza Dil ve Kültür Dergisi, Tija Sodıri, sayı 3, Almanya, 1996, s: 8
(27) (Hawar TORNECENGİ, “Xıncoriye” Zaza Dil ve Kültür Dergisi, Tija Sodıri, sayı 7, Almanya, 1996, s: 11

Sayfa 13 / 18
“xusssss”, orman; “xısssss”, gök gürültüsü; “ğurrrr”, şimşek; “terrrrrq”, damla; “thıllllp”,dere;
“xurrr”, dalga; “pélll”, çiş; “çırrr”, ishal; “vırrr”, şelale; “şırrr”, öküz arabası; “çızzzzt”.
Yansımadan oluşan bazı isimler;
Torge (dolu) (torrrq, torrrq), yırğıçe (don tutmuş kar) (rrrğıççç, rrrğiçççç), çırtıke
(şelale)(çırrr, çırrrr), xuske (kırağı) (xxxusssk, xxxusssk), gibi…
İnsan seslenmeleri için;
İnleyen birine “naleno/a”, zorlanan “nırreno/a-xırreno/a”, başkasına duyduğu acıdan
inleyene “jibeno/a”, beddua ederek inleyene “çızzeno/a”, bağırana “zırçeno/a-qireno/a”,
haykırana “bırreno/a”, çığrışıp gevezelenene “vırrneno/a”, öksürene “kıxtneno/a”, zorlanarak
nefes alana “xızzeno/a”,… gibi
4.11.Bazı Benzetmeler
Gündelik konuşmalar arasında benzetmelere yer verildiği gibi türkülerde de
benzetmeler sıklıkla kullanılır. Örneğe temsil olacağı açısından türkülerden birkaç örnek
alacak olursak, “Adır zerre mıde, ez zerre adırderu/Ateş içimde ben ateşler içindeyim, Séne
Medina mı bereqino zé pendıre Heydercu/Medinemin göğsü Haydaranlıların peyniri gibi
parlıyor, Direga zerre mı – Semıga çebere mı – Çıla zerre çe mı/İçimin direği – Kapımın eşiği
– Evimin lambası (ışığı), Xobe xo adıra çika/Kendi kendine ateştir, ateşten kıvılcımdır, Bejna

to rındeka zé téleka themburi/Boyun uzundur sazımın teli gibi, Ez ke waştiya xo ra hezkenu-
fereji ke pukeleka sıma nézane/Ben ki sevgilimi seviyorum-ancak, o bir borandır siz

bilemezsiniz, Page rıjina zerre mı de mırenu/Çöker içimdeki ev, ölürüm, Zerre mı to re tenıko
zé perdıka zeré piyaji – Zerre mı to re véseno zé adıre bıne saci/İçim senin için öylesine sığdır
(incedir) ki soğan zarı gibi – İçim senin için öylesine yanıyor ki sac altındaki ateş gibi…
4.13.Zazaca Düşünülüp Türkçe Söylenen Bir Kısım Sözler
Zazaca düşünülüp Türkçe söylenen bir takım söz dizileri; “Domani eşte pes/Çocuk
kucağına atmışlar (Yani kirvelik bağlanmış)”, “ Xo ra névineno/Kendinden görmüyor” “Sondi
weno (yemin içiyor)” “Xo ra nédiyaye/Kendinden görmez” “Hao aca/nao naca-Odur
orada/Budur burada” “Çante haca rone/Çantayı oraya indir” “Sofre rone/Sofrayı indir”
“Destbera mı néna/Elimden gelmiyor” “Çay cıkeri?/çay koyim mi?” “To ara xo werde/Sen
kahvaltını yedin mi?” “Sondi weno/Yemin içiyor”, “Vase çay/Çay otu (çay)” “Bulısık sano
cı/Yıldırım vurmuş” “Zerre mı vereno/İçim geçiyor”
4.14.Türkçe Karşılığı Bulunamayan Kimi Sözler
Bir dilde olup, başka dillerde karşılığı bulunamayan söz ya da söz grupları vardır. Bu
Zazaca’da da mevcuttur. “ helmo germo ma de.”, “adır de piştké to ra niso.”, “tırre xeğ”,

Sayfa 14 / 18
“najniye-xalceniye-veyve/yenge”, “küta ra-za-teleqiya/doğum”, “dereza, dedza, xalza, amoza,
bıraza, veraza/yeğen”, “xo teng meké”,…
4.15.Dilin Var Olan Şeye Göre Kullanılış Biçimi
Dil, çevresinde var olan şeyleri; belli şekillere, varlık nedenlerine, çoğalmalarına,
nicelik ve niteliklerine göre kategorize eder. Zazaca’da “doğurmak” sözcüğü insan için farklı,
tek doğuran hayvanlar için farklı, çoğul doğuran hayvanlar için farklı kullanılır. İnsan için
“küta ra”, çoğunlukla tek doğuran hayvanlarda “za”, çoğul doğuran hayvanlarda “teleqiya”
denir. Kadının birine “za” kelimesini kullandığınızda “ben inek miyim” der gibi size
bakacaktır. Zaten “teleqiya” demek bir kadına yapılacak bir hakaretten başka bir şey ifade
etmez. Bazen, halk arasında üçüz ya da dördüz doğuran kadına “çaye névana ke teleqiya”
diye alay edilir.
Varlıkların durumunu belirten sözcükler, varlıklara göre değişiklik gösterir. “Yığmak”
fiilinin Zazaca’daki karşılığı “nijnaine” dir. Türkçe’de yığmak fiilinden gelen “odun yığını,
taş yığını, ot yığını, buğday bağlarından oluşan buğday yığını, buğday tanesinden oluşan
harmandaki buğday yığını” Zazaca’da, sırasıyla; “mağe, qurçe, lode, cela ve tığe” olarak
farklı biçimlerde adlandırılır. Bu durum istasnai değil, genellikle böyledir. “Yırtmak/dırnaené,
çırkerdené, thizkerdené, zoğkerdené; dağılmak/vılabiyaine, ağmebiyaine, belbiyaine; acı/thal,
thuz, dec”… gibi.
Zazaca’da varlıklar eril, dişil ve nötr durumdadırlar. Canlı varlıklarda, “a cenıke – o
kadın (dişil), o mordem– o erkek (eril), yi ceni/cüamerdi – o kadınlar/erkekler (çoğul). Cansız
varlıklarda, “a meska – o yayıktır (dişil), o torceno- o baltadır (eril), yi puçe – onlar çoraptır
(çorap, ayakkabı gibi ikiz olan varlıklar çoğul adlandırılır)
Büyüklere ve küçüklere bazı kelimelerin farklı çekimleriyle söylenirken bazı
durumlarda iki farklı kelime kullanılır. “Guna/Yazık” kelimesi; büyükler için,
“gunao/yazıktır”, küçükler için, “guneko/yazıktır” biçiminde kullanılır. Küçük birine, “fam
nékena/anlamıyorsun”, “kav nékena/kafan basmıyor” denebilirken; kendinden büyük birine
bu sözler hakaret anlamı taşır ve asla “sen anlamadın” türünden ifade edilmez. “Mı hén
névat/Ben öyle demedim” türünde söylemler daha uygun bulunur.
Yine büyük birine “To heré/kutike ma nédi?” (Bizim eşeği/köpeği görmedin mi?) diye
sorulmaz. Bu tarz bir soru ayıp kaçar. Onun yerine, “To çarpe/kelpe ma nédi?” (Bizim
çarpoyu/kelpi görmedin mi?) diye sorulur.

Sayfa 15 / 18

5.SONUÇ YERİNE
Her milletin dili o milletin tarihidir. O milletin kültürüdür. Hayata bakışıdır. Hayatı
algılayışıdır. Hayatı anlamlandırma biçimidir.
Onun içindir ki, bir kimse kendi ana dilindeki kelimelerin dünyasıyla, söz dünyasıyla
“şey”leri görmez ve bilince çıkaramazsa; o kimse dil ile varlık-dünyası arasındaki
korelasyonu oluşturamaz.
İnsan, gerek ki; varlık-dünyasında var olan şeyleri kendi gözüyle, kendi diliyle görsün.
İnsan var olan şeyleri ancak, kendi diliyle görüp algıladığında o şeyler üzerine kendi dilinde
rahatça konuşabilir ve de yazabilir. O şeyleri rahat bir şekilde tanımlar, betimler. İnsan kendi
diliyle na kadar görebilir ne kadar düşünebilirse, dilini o kadar geliştirebilir, o kadar
zenginleştirebilir. Düşünce ile görme arsında var olan eşitlik/paralellik hiçbir vakit
unutulmamalı.
Zazaca dilinin bugünden yarına taşıyıcıları olanlar olsun, Zaza aydın ve sanatçıları
olsun, yazar-çizerleri olsun dil ile varlık-dünyası arasındaki bu eşitlik ve korelasyonu
algılayamadıkları sürece UNESCO’nun bu dilin yok olma tehlikesi üzerine raporları ile daha
sıklıkla karşılaşacaklardır. Bir dilin kaderi her zaman o dili konuşanların, o dilin
taşıyıcılarının elindedir.
Bir toplumda, düşünme ile görme, bilim ile felsefe, yazın ile sanat ne kadar eksik
olursa; o toplumun kullandığı dil o kadar fakir kalır. Bu durum, dil ile varlık-dünyası arasında
ilgiyi azaltır, eksik kılar. O zaman da söz konusu toplum başka toplumların düşünmeleri ve
görmeleri ile varlık-dünyasını bilgi alanına taşıyacak, kendi dili ile görmek ve düşünmekten
günden güne uzaklaşacaktır. Süreç içinde o toplum bir başka toplum olma yoluna girecek,
dünyadaki renklerden biri yine yok olup gidecektir.

Görünen o ki, bir dil ne zamanki varlık-dünyasına objektif olarak bakabildi, varlık-
dünyasını objektif sfer ile anlamlandırabildi, o vakit asli görevini yerine getirmiş olur. O

vakit, dil yok olmaktan kurtulur. Yani, demem o ki, ne zamanki bir dil eğitimde kullanıldı,
felsefede, sanatta, edebiyatta, teknolojide kullanıldı, o vakit o dil hem yok olmaktan kurtulur
hem de zenginleşir. “Çünkü her dil bir olanaklar alanı olarak ne fakir, ne de zengindir.
Fakirlik ve zenginlik gibi nitelikler, ancak o dilin taşıyıcılarının düşünüş ve görüşleriyle ilgili
olabilir.”28

(28)Takiyettin MENGÜŞOĞLU, Felsefeye Giriş, Remzi Kitabevi, 4. Basım, İstanbul, 1988, s:241

Sayfa 16 / 18

Bildiriyi, F. Nietszche’nin şu sözleriyle bitirmek isterim:
“Dil, atalardan bize kalan bir miras, bir emanettir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu
emanete karşı, paha biçilmez, kutsal ve dokunulmaz şeylere karşı duyulan saygı
gösterilmelidir.” 29

(29) F. Nietszche’s Werke, herausgegeben von A. Baeumler; A. Kröner Verlag; Band I, 86; “Unzeitgemaesse Betrachtungen
I.”, Takiyettin MENGÜŞOĞLU, Felsefeye Giriş, Remzi Kitabevi, 4. Basım, İstanbul, 1988, s:252

Sayfa 17 / 18

Kaynakça
• AKARSU, Bedia (1998), Dil-Kültür Bağlantıları, İstanbul, İnkıâp Kitabevi
• ALTINÖRS, Atakan (2000), Dil Felsefesi Sözlüğü, Bursa, Paradigma Yayınları
• ALTINÖRS, Atakan (2003), Dil Felsefesine Giriş, İstanbul, İnkıâp Kitabevi
• ARISTOTALES (2004), Retorik, (Çeviren: Mehmet H. DOĞAN), İstanbul, Yapı
Kredi Yayınları, 6. baskı
• AYER, Alfred Jules, Dil, Doğruluk ve Mantık, Metis Yayınları
• CASSIER, Ernest (2005), Dil/Sembolik Formlar Felsefesi 1, Ankara, Hece Yayınları
• CHOMSKY, Noam (2001), Dil ve Zihin, Ankara, Ayraç Yayınevi.
• CHOMSKY, Noam (2002), Dil ve Sorumluluk, Ekin Yayınları, İstanbul
• CHOMSKY, Noam (2009), Bilgi Sorunları ve Dil-Managua Dersleri, (Çeviren: Veysi
Kılıç), BGST Yayınları
• DEMİR, Gökhan Yavuz (2007), Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği,
İstanbul, Paradigma Yayınları
• DEMİRCAN, Ömer(1990), Yabancı-Dil Öğretim Yöntemlerin, İstanbul
• DENKAL,Arda (1984), Anlamın Kökeni, metis yayınları, İstanbul
• DİLAÇAR, Agop (1968), Dil Diller ve Dilcilik, Türk Dil Kurumu Yayınları: 263,
Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara
• ECO, Umberto (2004), Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı, İstanbul, Literatür
Yayınılar
• ELLUL, Jacques (2004), Sözün Düşüşü, (Çeviren: Hüsamettin ARSLAN), Paradigma
Yayınları
• GÖKBERK, Macit(1998), Değişen Dünya Değişen Dil, YKY, İstanbul
• GRÜNBERG, Teo (2006), Anlam Kavramı Üzerine Bir Deneme, Yapı Kredi
Yayınları, İstanbul
• KAPLAN, Mehmet(1986), Kültür ve Dil, Dergah Yay, 4. Baskı, İstanbul
• LAKOFF, George-Mark Johnson (2005), Metaforlar (Hayat, Anlam ve Dil), (Çeviren:
Gökhan Yavuz DEMİR), İstanbul, Paradigma Yayınları
• MALMİSANİJ,Muhammed (2000) Folkloré Ma Ra Çend Numuney, 2. Baskı,
Berrdan Matbaacılık, İstanbul
• MENGÜŞOĞLU, Takiyettin(1988), Felsefeye Giriş, Remzi Kitabevi, 4. Basım,
İstanbul
• PLATON (1982), Diyaloglar 1, (Çeviren: Teoman Aktüel) Remzi Kitabevi, İstanbul

Sayfa 18 / 18
• PLATON (2000), Kratylos, (Çeviren: Cenap KARAKAYA), İstanbul, Sosyal
Yayınları
• RICOEUR, Paul (2007), Yorum Teorisi/ Söylem ve Artı Anlam (Çeviren: Gökhan
Yavuz DEMİR), İstanbul, Paradigma Yayınları
• SEARLE, John R. (2005), Bilinç ve Dil, İstanbul, Litera Yayıncılık
• SOYKAN, Ömer Naci (2006), Felsefe ve Dil – Wittgenstein Üstüne Bir Araştırma,
MVT Yayıncılık, İstanbul
• SU, Hüseyin (2004), Düşünce ve Dil, Ankara, Hece Yayınları
• UÇAR, Şahin (2007), Dil ve Felsefe, Domino Yayınları, İstanbul
• VENDRYES, J. V. (2002), Dil ve Düşünce, İstanbul, Multilingual Yabancı Dil
Yayınları
• VOLOŞINOV, Valentin Nikolayeviç (2001), Marksizm ve Dil Felsefesi, Ayrınıtı
Yayınları
• WILSON, John (2002), Dil, Anlam ve Doğruluk, Ankara, Ankara Okulu Yayınları
• WITTGENSTEIN, Ludwig (2007), Felsefi Soruşturmalar, Metis Yayınları, İstanbul
• WITTGENSTEIN, Ludwig (2007), Mavi Kitap Kahverengi Kitap, (Çeviren Doğan
Şahiner), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul
• Ware (1996), sayı 10, Almanya
• Ware (1997), sayı 11, Almanya
• Ware (2000), sayı 13, Almanya
• Munzur (2001), sayı 6, Dersim Etnografya Dergisi, Ankara
• Tija Sodıri (1996), sayı 3, Zaza Dil ve Kültür Dergisi, Almanya
• Tija Sodıri (2001) sayı 7, Zaza Dil ve Kültür Dergisi, Almanya
• Hawar TORNECENGİ, “Xıncoriye” Zaza Dil ve Kültür Dergisi, Tija Sodıri, sayı 7,
Almanya, 1996, s: 11-21
• Hawar TORNECENGİ, “Tayé Mertali/Çibenoki”, Zaza Dil ve kültür Dergisi, Tija
Sodıri, sayı 7, Almanya, 200, s: 131-139
• K. XAMIRPET, “Gola Xamırpét’i”, Zaza Dil ve Kültür Dergisi, Tija Sodıri, sayı 3,

• (http://anthologyoi.com/anthropology/linguistics/sapir-and-whorf-linguistic-
theory.html)

• (http://anthro.palomar.edu/language/language_5.htm)
• (http://www.angelfire.com/journal/worldtour99/sapirwhorf.html